AYNA
Prof.
Dr. Ümit Özdağ
|
|
|
bilgi@umitozdag.com
|

Irak
Savaşı Ve Amerikan Sermayesi
Cumhuriyet gazetesinde sayın Ergin Yıldızoğlu
6 Aralık 2005'de ABD'nin terörle mücadele adını
verdiği savaşı ABD'deki iç dengeler, özellikle
de sermaye gruplarının çıkarları açısından
inceleyen bir yazı yayınladı. Çok önemli
bu analizi önce özetleyerek okurlar ile
paylaşmayı düşündüm. Ancak daha sonra yazının
tamamını bütünlüğünü bozmadan köşeme
koymayı doğru buldum. İşte Yıldızoğlu'nun
yazısı:
"ABD Dış politikasında” artık
bir yol ayrımına gelindiği kesin. American
Enterprise Institute'tan Thomas Donnelly gibi etkin "neo-con"lar
bile artık böyle "tek başına" devam
edilemeyeceğini düşünüyorlar. "Bush yönetimi
bundan sonra ne yapacak?" sorusu etrafında canlı
bir tartışma gelişiyor.
İki Fraksiyon, İki Refleks
Bu tartışmalarda yorumları
genelde dış politika "gerçekçileri" (ittifakla
birlikte davranma gereğini vurgulayan "hegemonyacılar")
ile "idealistler" (İmparatorlukların kendi
gerçeklerini yarattığına inanan neo-con'lar)
arasındaki "ideolojik" farklara dayandırılıyorlar.
Örneğin The Economist, "İdeolojinin Sonu"
başlıklı yorumunda, Bush yönetiminin , vergi
indirimi ve siyasi tercihlere endeksli devlet harcamaları
sonucu oluşan bütçe açıklarından, neo-con
tezlerin "Bağdat'ın arka sokaklarında
tokatlanmasından" sonra muhafazakar partinin seçkinlerinin
de kaygılanmaya başladığını, artık
ideolojinin sonuna gelindiğini vurguluyor, bundan sonra "pragmatizmin"
egemen olmasını istiyor. Belli ki The Economist,
politikacıların "ideolojik saplantılarının"
yerini, küresel ekonominin ortak çıkarına
uygun politikalara bırakmasını istiyor.
Anacak "ufak"(!) bir sorun var :
Sermaye grupları arasında, gerek ulusal gerekse
uluslar arası alanda, piyasalar, yatırım
alanları ve devlet kaynakları üzerinde rekabetin
giderek keskinleştiği bir konjonktürde, "sermaye"
açısından bir ortak çıkar saptamak olanaksız.
Dikkatleri "ideolojik tartışmalardan"
başka bir yöne çevirmek gerekiyor. Bu nedenle biz
de Bush yönetiminin "Emperyalist Refleksini"
yorumlarken dikkatimizi jeopolitiğin "satranç
tahtalarındaki" ideolojik tartışmaların
yanı sıra dünya ekonomisini etkileyen kriz
dinamikleri üzerinde yoğunlaştırarak "mali
sermaye" ile "askeri-sınai kompleks"
arasında bir ayrım yapmaya çalışmıştık.
Asya ve borsa krizlerinden sonra gücü
kırılan mali-sermaye geri çekilirken askeri-sınai
kompleksin öne çıkarak inisiyatifi (ABD sermaye sınıfının
"iktidar bloğunun" liderliğini) ele geçirmesine
uygun bir ortan oluşmuştu. "Mali-sermaye"
küresel serbest piyasa projesiyle, özgürce dolaşabileceği
homojen bir ekonomik mekan kurmaya ve uluslar arası işbirliğini
canlı tutarak büyük savaşların bu mekanı
kirletmesini engellemeye çalışırken askeri-sınai
kompleks enerji kaynaklarını, stratejik coğrafyaları
ele geçirmeye, savaş harcamalarını arttırmaya,
bu yönde tek başına davranmaya yönelik
stratejileri benimseyecekti. Bu yüzden, Clinton döneminde
ABD Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi
Bakanlığı gibi çalışır, dış
politikalarda çok taraflı "küreselleşmeci"
yaklaşım izlenirken Bush döneminde Savunma Bakanlığı'nın
askeri-sınai kompleksin çıkarlarını takip
etmek üzere öne çıkmasına şahit olduk.
Ancak gerçeklik çok daha karmaşık
Gerçekten de mali-sermaye içinde, Lehman Brothers,
Blackstone, Carlyle Group ve KKR gibi grupların askeri-sınai
kompleksle girift ilişkileri var. Buna karşılık,
enerji ve havacılık alanında uzmanlaşmış,
küresel alanda etkin, General Motors, Chrysler, Hewlett
Packard, Exxon-Mobil, Chevron Texaco gibi gruplar, bu
gruplar,bu emperyal dış politikalardan olumsuz yönde
etkilendiler.
Aslında
daha sağlıklı yorumlar yapmamıza yardımcı
olacak bilgiler giderek birikiyor. Örneğin, Washington
Post’un aktardığı Beyaz Saray kaynaklı
bir belge, Başkan Yardımcısı Cheney'in
ulusal enerji stratejisi hazırlarken enerji sektörü
genel müdürleriyle yaptığı, ancak düne kadar
inkar edilen bir toplantının varlığını
kanıtladı (16/11). Enerji sitesi Platform'un yayımladığı "Crude
Designs : The Rip-off Iraqi Oil Wealth". ABD tarafından
Irak yönetimine dayatılan "üretim paylaşım
anlaşmalarının", Irak petrollerini
40 yıl boyunca ABD petrol şirketlerine peşkeş
çektiğini, bu talanın Irak halkına faturasının
194 milyar doları bulacağını gösterdi. (http://www.carbonweb.org/crudedesigns.html)
Mark Engler'in tomdispatch.com'da yayımlanan
"War Woes of Business" başlıklı çalışması
da Marlboro, American Online, McDonald's, American Airlines,
Exxon-Mobile, Chevron Texaco, United Airlines, Chreysler,
Budweiser, Barbie Doll, Starbucks ve General Motor gibi ABD
şirketlerinin, Bush yönetiminin "emperyal" dış
politikasından zarar gördüğünü aktarıyordu.
Ayrıca geçen yıl, ev inşaatı müteahhitleri,
ev ipoteği veren mali şirketler, yatırım
fonları, kimi TV-radyolar, turizm sektörü şirketleri,
mali raporlarında savaştan zarar gördüklerini dile
getirmişlerdi. Bunlar, Nike, Adidas Vb. ve Hollywood
film şirketleri gibi performansları malların ve
insanların serbest dolaşımına, Amerikan kültürünün
çekiciliğine, dünya piyasasında ABD mallarına
yönelik tüketici talebine bağımlı, ABD dış
ticaret açığının finansmanı açısından
büyük öneme sahip şirket ve sektörler. Buradan
hareketle askeri-sınai kompleksin, Aegis, Bechtel,
Halliburton, Lock-Heed Martin gibi dev şirketler için yaşamsal
öneme sahip emperyal politikanın, ABD sermaye sınıfının
daha geniş bir kesimin çıkarına tosladığını
söyleyebiliriz."
10.12.2005
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Irak
Savaşı Ve Amerikan Sermayesi
Kürtçüler
Yalan Söylüyor
Farklı
Bir Kürt Projesi (mi)?
Kürdistan
projesi
PKK
“Vali”yi Görevden Aldı
Türk
Subayı Kimdir 2?
Türk
Subayı Kimdir?
Devlet
Yok
Telafer
Dayanışma Komitesi
Muhterem
Paşam
Atatürk
Kanuni
Sultan Süleyman'dan Şahin Bey'e
"AB
Faşizmi" ve Cumhuriyet Bayramı
"Öfke
Baldan Tatlıdır"
SAYFA
BASI
|