|
Bu
Milletin
Uyanışı
Herhangi bir
milletten bahsetmiyor, bu milleti kastediyorum. Üç kıtaya
yayılmış olan bir imparatorluğun küçülerek
bugünkü milli sınırlar içine sıkıştırılan
milleti... Düşüşün, hemen hemen her sahada
gerikalmışlığın ve küçülmenin doğurduğu
eziklikle dışarıdan gelen her teklife, yol gösterici,
akıl vericilere pür dikkat kesilirken, sadece kendisini
dikkate almayan Türk Milleti, son yüzyıl içinde hâlden
hâle girmiştir. 1960’lı yıllardan itibaren
gençlik veya öğrenci hareketleri olarak başlayan
ideolojik dalgalanmalar, ilerleyen zaman içinde kitle çalkantılarına
ve daha sonra çatışmalarına dönüştü.
Komünistinden sosyaldemokratına, siyasî islâmcısından
muhafazakârına, kemalistinden milliyetçisine ve
kürtçüsüne kadar hepimizin gözetim/denetim ve de kontrol
altında, bilinmeyen (?) güçler tarafından, önceden
sınırları belirlenmiş saha dahilinde bağırıp
çağırmamıza, boğuşmamıza müsade
edildiğini hayli zaman sonra tesbit edebildik.
Yukarıda zikrettiğimiz hiçbir ideolojik hareket
hedefine ulaşamadı ama o günlerde tesadüfen kurşunlara
hedef olmayanların büyük bir kısmı, bugün ülkenin
siyaset yapan, devlet adamı, yazar ve düşünürlerini
oluşturmaktadırlar. O günlerde herkes eşitlik/adalet/hürriyet/refah
isterken, kişiler samimi fakat istekler, sadece anabaşlıklar
halindeydi ve muhtevası yoktu. Başka bir ifadeyle;
memnuniyetsizlikten doğan bir itiraz hareketiydi. Son
‘12 Eylül 1980 İhtilali’nden sonra dünyada birbiri
ardına hızlı gelişmeler/değişmeler
oldu ve millet olarak Avrupa Birliği fenomenine düçar
olduk...
Kapalı toplumdan yarı kapalıya, bilâhare (hangi
tarafa çekerseniz çekin) açılıp-saçılan bir
toplum haline gelmeğe başlayınca tılsım
yavaş yavaş çözülmeğe başladı: Biz
(Mecnun) aşkıyla yanıp tutuştuğumuz
Leyla’mızla (Batı) kavuşmamıza ramak
kalmış, onun kapısına dayanmıştık.
Halbuki Leyla ile Mecnun olarak bizim aşkımızın
gücü, birbirimize olan hasretliğimizde gizliydi. (Burada
Leyla’mız rolündeki Avrupa’nın Mecnun olan biz
Türkler’in kendisine duyduğumuz aşka ne kadar karşılık
verip vermediğini sorgulamak da sizlerin hakkıdır).
Bu vuslatla (kavuşma) birlikte bu aşkın sır
perdesi yavaş yavaş kalkıyor ve (tek taraflı
da olsa) o büyük sevdanın yerini kapışmalar/hesaplaşmalar
almaya başladı yavaş...yavaş...
İdeolojik dönemlerin Türkiye’sinde her siyasî
hareket kendine göre Türk Milleti/Halkı’nı uyarıyor,
uyandırmaya çalışıyordu. Bazılarımız
müslümanı, bazılarımız emekçiği,
bazılarımız da Türk’ü uyandırmaya çalışıyorduk.
Nitekim yerine göre, “Müslümanlar, Devrimciler veya
Milliyetçiler Uyanın!”
diyorduk. “Ey Asil ve Kahraman Türk Milleti!” diye
başlayan nutuklarımız, “Ey Türk, Titre ve
Kendine Dön!” uyarılarımız bir netice
vermiyor, herkes bildiği yola, bildik vasıtasıyla
devam ediyordu. Kim ne söylerse söylesin, islamcısı,
devrimcisi ve milliyetçisiyle her kesimden herkesin şuuraltında
bir gizli, açığa vurulamayan Batı hayranlığı
yatmaktaydı: Bir tarafta sövüyor, diğer tarafta
seviyorduk. Bir de buna zaten doğuştan beri batılılarımızı
da eklediniz mi geriye birşey kalmıyordu. Bu derdin
tek çaresi, millet olarak Batı’yla yüzyüze gelmekti.
Bugünlerde o safhayı yaşıyoruz. Eski keskin
devrimcilerimiz Batı karşısında
millicilerimizle aynı noktada buluşmaya başladı.
Kemalist çizginin sağında ve solunda duranlar fazla
ses çıkarmamakla beraber, AB’nin dayatmaları karşısında,
“Ya n’oluyoruz, bu kadarı da fazla” türünden (şimdilik)
sadece homurdanarak memnuniyetsizliklerini açığa
vuruyorlar. Gazeteci-yazar-aydın kesiminin daha ne kadar
bu işi kılıfına uydurabileceklerini doğrusu
merak ediyorum. Siyasilerimiz ise diğerlerinden daha
erken çark ederek vatan-millet-halk mefhumuna sarılabilirler
çünkü bunun asıl hesabını onlar ödeyecekler.
Neticede herşey aslına rücu edecek.
Bu karşılaşma, Türk Milleti’nin hem
kendisiyle hem de Batı’yla nihayet yüzleşmesine
vesile olacaktır. Bizim beklediğimiz, umduğumuz
Batı’yla (Batılının gözünde tüm müslümanların
temsilcisi pozisyonundaki) Türk’e karşı tavır
alan, yerine göre tavır değiştiren Batı
birbirinden çok farklıdır. Bu durumu, Türk Milleti
bizzat yaşayarak görecek ve öğrenecektir. Yıllarca
içi doldurulmadan, slogan mahiyetinde yapılan uyarıları,
bu millet, Batı’nın kaypak tavrı karşısında
yaşadığı düş kırıklığı
ve ikidebir, “Sen Türk ve Müslümansın” hatırlatması
üzerine dikkate alacak, kendine gelmeğe başlayacaktır.
Bu seferki uyanışımızı galiba Batı’nın
dışlamasına borçlu olacağız.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|