|
ÇAĞIN
"ÇAĞDAŞ"
İLE
HESAPLAŞMASI
Çağın,
çağdaş olanlar değil, "çağdaş"
geçinenlerle hesaplaşma süreci, görebilen ve idrak
edebilenler için yeni yüzyılın girmesiyle başlamıştır
zaten. Çağdaş geçinenler; dünyaya, hatta evrene
hakimiyette bitmez tükenmez ihtiras sahipleri, kendisini ve
evreni Yaratan'ın yerine, kendisini "yaratıcı"
olarak koyan ve görenlerlerle, onlara "ümmet"
olmayı ve kulluk etmeyi, hakiki Yaratıcı'ya kul
olmaya tercih edenlerdir.
Çağın gerçekleri, çağdaş olduklarını
iddia eden; medeni değerler ve tesbitlere göre insanlık
hayatını yönlendirmeğe çalıştıklarını
zannedenlerle hesaplaşmaya başlamıştır.
Beşeriyat ve tabiat aleminin iç dengeleriyle, beşeriyat-tabiat
münasebetlerindeki ayarı kendi egoizminden kaynaklanan
ihtirasla zoraki değiştirenler, dünyamızı
süratle felâketin eşiğine sürüklemektedirler.
İlahî mesajların saptırılması ve gözardı
edilmesinden meydana gelen boşluğun yerini,
dinsizlik veya dinle alakası olmayan yeni bir din anlayışı
ile doldurmaya çalışmakla başlayan
postmodernist düşünce sisteminin yörüngesine giren müslüman
kimlikli düşünürler de nihayet bu yüzyılda kendi
gerçekleriyle hesaplaşmaktan kurtulamayacaktırlar.
20.Yüzyıl’ın kapanmasıyla ideolojiler çağının
da sona ererek medeniyetler kavramından sözedilmeğe
başlanıldığı bu çağda, islâmî
hüküm ve değerlerle özdeşleşebilen, ancak kültüre
dayalı milliyetçilik anlayışı, milletimiz
için yararlı olabilir. Geçen yüzyıldan kalma
metot ve anlayışla –inadına- yürütülmeğe
çalışılan milliyetçilik, çağın
ihtiyaçlarına cevap vermekten yoksun olduğu için
milletimiz tarafından rağbet görmeyecektir.
Fennî (teknolojik) gelişmeler neticesinde ilmî
kaynaklar geniş insan kitlelerinin istifadesine sunuldukça
ilim, belli insanların veya kurumların tekelinden
kurtulmuş olacaktır. Vaad ettiği dünya
cennetiyle insanlığı tatmin etmek bir kenara, günden
güne bir çıkmaza doğru sürükleyen hakim çağdaş
düşünce, ilmî tesbitlerle örtüşen 'Kuranî Değerler'
karşısında çaresizliğini kabullenmekten
kurtulamayacaktır.
Bu yüzyılda, taşıdığı "din
alimi" sıfatının hakkını
veremeyenlerimiz de, çağlar ötesine ışık
tutan islamî ileri görüşlülüğün çok
gerilerinde kaldıklarını müslümanlar fark
ettikçe eski cazibelerini ve pozisyonlarını
kaybedeceklerdir. Hem dünyadaki, hem de bölgemizdeki siyasî
gelişmeler, Türk aydınını kendi tarihi değerleri
ve gerçekleriyle (şimdilik ağır-aksak gitse
de) buluşma ve barışma noktasına
getirecektir. Yine, siyasi ve beşeri gelişmeler, 'Vahiy
Dini'ni hakkını vererek yorumlayabilenleri
destekleyici ve teşvik edici istikamette seyrederken,
dinsiz bir hayatı çağın gerçekleri olarak görenlerin
iddialarını boşa çıkaracaktır.
Bir tarafta, maddenin hakim kılındığı
hayat tarzı içindeki insanlar ve diğer tarafta
Kuran hükümleriyle yorumlanmış hayat tarzından
saptırılarak 'Gelenekçi İslam' anlayışının
dar kalıpları içinde çıkış yolları
arayan insanlar kendileriyle hesaplaşarak, ilahî hükümlerin
ağırlık kazandığı ortak noktada
buluşacaklardır. Bu buluşma, "şeriat
isterük!" çığırtkanlıklarıyla
benzetme dahi yapılamayacak kadar gidişat ve seviye
farkı olan, gelişmelerin gayet tabiî neticesi bir 'buluşma'
olacaktır.
İnsanlığın arzu edilen seviyeye gelmesinde,
Kuran'ın ve O'nun en iyi uygulayıcısı Hz.
Peygamber'in bundan bin dörtyüz sene önce sunduğu 'kurtuluş
reçetesi'ni hakkıyla takdim ve temsil edebileceklerin
şiddetle katkısına ihtiyaç vardır. Bu
hakikatı görüp ve tesbit etmede, insanlığın
şimdikinden daha büyük musibetlere maruz kalmamasını
temenni ediyoruz.
İster medeniyetlerin çatışması, ister
buluşması, isterse barışması deyin;
bu asır, ölesiye üretim ve tüketimi kendisine şiar
edinmiş Batı Kapitalizmi’nin tahakkûmu altındaki
Bizans-Roma-Hıristiyan temel değerleri üzerinde yükselmiş
olan medeniyet anlayışıyla, islâmî medeniyet
anlayışının hesaplaşmasına
şahitlik yapacaktır.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|