·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Geldik, Gördük ve Tanıdık

Anadolu’nun dört bir bucağından çiftini-çubuğunu bıraktırdığımız eli nasırlılıları sanayi ülkelerine amele olarak ihraç etmeseydik, fakir-fukara çocuğu olan bizlerin dünyayı tanıması nice olurdu?... Yazarlarımızın romanlarından, şairlerimizin şiirlerinden, gezip görenlerimizin dilinden aşığı ve hayranı olduğumuz bu diyarları, elleri öpilesi o insanların sayesinde gelip gördük ve tanıdık. “Taşı toprağı cennet vatan”dan bir yolunu bulan, heybesini alan kaçarken; “cennet”ten kaçışa bir mânâ veremiyor, “zeki, çalışkan, dürüst, kahraman, vatansever” Türk’ün, müreffeh Avrupalı karşısında aptal yerine koyulmasına izah getiremiyorduk. Allah’tanki geldik, gördük ve çözdük...

Sadece Avrupa’nın nasıl kalkınabildiğini değil, başımıza sarılan tezatlar yumağını da çözdük... Öyle bir tezat ki, bir tarafda kendimizle avuntu seviyesinde övüntümüz, diğer tarafda kendimizi inkâr derecesinde başkalarına olan hayranlığımız... Kendimizi, müsade edilen, öngörülen sınırlar dahilinde severken, itaat edilmesi gerekenlere sadakatımızı beyan etmek de; bir yurttaşlık ve vatanperverlik şartı olarak önümüze sürülmüştü. Hem, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok”tu, hem de yardımları(!), himayeleri(!) ve dostlukları(!) sayesinde “Son Bağımsız Türk Yurdu” ayakta durabiliyordu(?....). Yapılan her “yardım”a sekiz misliyle karşılık veriyor, yılda 240 milyar dolar dış borç ödüyormuşuz.  Hem onlar kendilerine hem de biz onlara çalıştığımızı, ahmakla kurnazın kurduğu dostluğun böylesini buralara gelince deşifreledik.

Şark’ın müteffekiri, şairi, kükreyen aslanı, şakıyan bülbülü, Çanakkale’yi destanlaştıran İstiklâl şairinin kıymetini, Goethe’ye verilen kıymeti görünce bildik. Silah zoruyla, taş üstünde taş, ten üstünde baş bırakmayan, kan ve gözyaşıyla gelen zulme “medeniyet”, getirenlere de “medeni” denildiğini bu barbarlardan öğrendik. Çanakkale’de bizi tarihe gömmeğe gelmişlerdi, gömülmedik! Biz, Selahaddin-i Eyyübi’yi unuttuk, onlar unutmadı! Asırlar sonra; “Ey Selahaddin, biz yine geldik!” dediler... “Viyana”yı biz unuttuk onlar unutmadı! Çanakkale’de “İslâm’ın Kılıcı”nı, bir medeniyeti topa tutmaya, Ege’nin toprağına, suyuna gömmeğe gelmişlerdi: Yüzbinler verdik, yüzbinler verdiler, namahrem ayağını, elini değirmedik mabede... Ve çekip gittiler geldikleri yere... Biz yine Çanakkale’yi unutmuş, bizi yine dünya sulhu adına uyutmuşlar... Anadolulu olarak taşın sert, ateşin yakıcı olduğunu öğrenmiş, dünyanın gelip geçici fakat dostluğun bakiliğine inanmıştık. Mertlik ve dostluk; batılının göremediğimiz yüzündeki kurnazlık ve menfaat demekmiş. İkiyüzlerini de gördük ve tanıdık!...


İDDİA  SAHİPLERİNE...

“Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da,
Bugün bir serseri, bir derbedersin kendi yurdunda!”
                                                             (M. Akif Ersoy)

Neyi ve kimi beklersiniz, bilemem!.. Keşfedilmeyi, kucaklanmayı, omuzlarda taşınmayı bekiyorsanız; sükût-u hâyâle uğrarsınız diye korkuyorum. Yedi göbek, yedi fikir, yedi düvel ve yedi iklim ötekilere verilen değerin yedide birini de bana versinler gibi içinde bir haklı beklentin var ise; suya düşecek ümitlerine, boşuna geçireceğin zamana yazık!.. Yad ellerden gelen toy-bayramla karşılanır, omuzlarda taşınır. Bizim kaderimiz; Sakarya gibi “yüzüstü sürünmek” olmasa da, omuzlarımızda taşımaktatır...

Okumasan, düşünmesen, konuşmasan ve yazmasaydın, senden talebim olmayacaktı. İdeal gibi iddiaların olmasaydı; vasat insandan kabul edecek, yakana yapışmayacaktım. Halbuki, ben seni “bilen” olarak bildim ve sen benim karanlığıma ışık tutanım, yükümü omuzlayanımsın. Şikâyetim sana, çarem sendedir. Seni, iddialarının eri olmaya, fiiliyatta ve fikriyatta bir adım ileriye çıkmaya çağırıyorum. Sen, “bilen”in yükünün ağır, onun zahmetinin aslında rahmet olduğunu bilenlerden, bilmesi gerekenlerdensin!... Senin ızdırabın fanilik değil ebediliktir. Senin derdin keşke sedece sen olsaydın!.. Beynin zonklar, kaskatı yürekler gibi yumuşak yastığın taş kesilir başının altında, çareler ürettiğin geceler taşdan zindanlara dönüşür, düşüncelerinin mahkûmu olur, ülkülerinin prangasına vurulursun.

Davacılar davalarına küsmeseler davalar öksüz olmaz! Meydanı ehliyetsize, liyakatsıza bırakmasalar millet sahipsiz kalmaz! Hırsızın şirretliğinden ürkerek mülk terk-i diyar olmaz!

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Geldik, Gördük ve Tanıdık
Halil Gülel
Olgun İnsan
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Mustafa Can
Kadın mı Bırak Gitsin….
Ayten Kılıçarslan
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Sebahattin Çelebi
Zordu seni sevmek....
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Yılmaz Kuzucu
Mutluluk (formülü) ertelenemez
M. Ali Aladağ
Oyuna Gelmemek
Fikret Ekin
Kerkük, Ne Kadar Türk?
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Orhan Aras
Necla Kelek´in "Yabancı Gelini"
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Hidayet Kayaalp
Değişimin Zihinsel Aşamaları
Üzeyir Lokman  Çaycı
Hanga Hunga
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Ali Kılıçarslan
Utandıran Pano
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç