|
Kendimize
Döndük
Türkiye’de
insanı umutlarından güzel gelişmelere şahit
oluyoruz. Soğuk savaşın sona ermesinden sonra
fert ve toplum olarak başımızı iki
elimizin arasına koyup düşünmeye, kendimizi ve
kendimizle ilgili konuları yavaştan da olsa irdelemeğe
başladık. Bu, önce dünyayı, sonra ülkeyi, en
sonunda da kendini kurtarmayı planlayan bir zihniyete
sahip bizler için pek de kolay olmadı. Irak işgalinden
sonra ABD’nin Ortadoğu’yu karıştırmaya
devam etmesi ve müslüman milletleri birbirinin alehine kışkırtması
sürecinde kendi dinamiklerimizi yeniden keşfetmemiz, iç
ve dış tehditlere karşı mukavemetimizi artırır.
Bilinmeyenleri araştırarak, konuşmaktan çekindiğimiz,
dokunmaktan “aman bunlara girmeyelim, buralar tehlikeli
sahalar” diyerek korktuğumuz konuları konuşarak
toplum barışını sağlayabilir, kara
bulutlar gibi başımızda dolaşan hakim güçlerin
direncini kırabiliriz. Cumhuriyet tarihinde ilk defa Türkiye,
devleti, siyasetçisi ve ilim adamlarıyla “Ermeni
Meselesi”nde “Hodri Meydan!” diyecek türden bir tavır
sergiliyor. Demekki dersimize bu sefer iyi çalışmışız.
Türkiye sınırları dahilinde değişik
kültürel ve etnik unsurları konuşmaktan artık
korkmuyoruz. Bunları ve bunlarla bağlantılı
meseleleri tartışmakla da ülkemizin bütünlüğü
zedelenmez! Tam tersine; eğer konuşmaz, tartışmaz,
anlatmaz ve anlaşmazsak, o zaman birliğimiz ve dirliğimiz
tehlikeye girer, dışarıdan gelen dayatmalar bütünlüğümüzü
parçalalayacak boyutlara çıkabilir.
Başka dinler ve milletlerle olan diyalog çalışmalarımızın
belli bir kısmını kendi ülkemizin insanlarıyla
olan uzlaşma/birleşme/anlaşma ve kabullenme
istikametinde değerlendirmiş olsaydık, yeni
yeni tartışmaya açtığımız
alevi-sunni meselesi şimdikinden epey ileri ve milletimiz
farklılıklarımıza rağmen birbirini
kabullenecek, kucaklayacak seviyeli bir mesafede olurdu. Gıpta
ile baktığımız Batı’nın kendi
insanına verdiği değer gibi biz de kendi insanımıza
vatandaş gibi, insan gibi muameleyi çok görmeseydik,
devlet-halk ilişkileri şimdiki gibi mesafeli olmazdı.
Keşke bazı yanlış ve eksiklerimizi Avrupa
Birliği bize dikte ettirmeden düzeltmiş olsaydık...
Müthiş bir kültürel zenginliğe sahip bu milletin
kendi değerlerine yönelmesi, bizi madden ve manen güçlendirecek,
milli bünyemize daha da dinamizm kazandıracaktır.
İslâmî kimliğimizden uzaklaştığımız
zaman, millî kimliğimizin de içini boşaltmış
oluruz ki, bu da varlığımızı (millet
olarak) devam ettirebilmemiz için asla yeterli değildir.
Kendimizi tanımakta epey zorlanıyoruz çünkü; asırların
birkikerek getirdiği önyargı, alışkanlık,
eksik ve yanlış bilgilenme/bilgilendirmeden
kaynaklanan takıntılarımız, engellerimiz
var. İlmin her türlüsünü ezberci-statükoculardan,
ehliyetsizlerden kurtardığımızda, dini de
simsarların (komisyoncu), ehliyetsizlerin, istismarcıların
elinden alarak, ehline teslim ettiğimizde, kendi gerçeklerimizi
daha iyi görecek, anlayacağız ve kendimizi vasıtasız
tanıma imkânına kavuşacağız.
Öz medeniyet değerlerinden kopan/kopartılan
insanlarımızın büyük şehirleimizde nasıl
azgınlaştığını tüylerimiz ürpererek,
hicap duyarak seyrediyoruz. Ahlaksızlığın
ve hırsızlığın her türlüsü hızla
artarken, uyuşturucu bağımlılığı
da gençler arasında “normal”ların arasında
yerini almaya başladı. Evliliklerde boşanma
oranı gittikçe yükselirken, insanlarımız
bencilleşiyor. Bütün bunlar, gelişmiş sanayi
toplumlarındaki telafisi mümkün olmayan “arıza”lardır.
Onların şanssızlığı, İslâm
gibi bir dinden mahrum olmaları iken, bizim bahtsızlığımız;
İslâm gibi bir dinden uzak duruşumuz, onu hakkıyla
tanımayışımızdır.
İstesek de, istemesek de gelişmeler kendimize dönüşü
teşvik etmektedir.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|