|
Medeniyetler
Buluşması
Türkiye'nin AB'ne katılması, gerçektende bir
"Medeniyetler Buluşması" yada "Medeniyetler
Barışması" olarak insanlık tarihinde
dönüm noktası olabilecek bir öneme sahiptir.Doğu
medeniyetlerinin bir parçası ve yeryüzünde gelmiş
geçmiş en güçlü medeniyetlerden biri olan İslam
(ve Türk) medeniyeti, yani bizim medeniyetimiz, neyazıkki
asırlardır bitkisel hayata girmiştir. Son yüzyılda
ise, Batı -Avrupa- medeniyetleriyle başaçıkabilmek
için, onların bir çok müesseselerini almış,
ancak önemli ölçüde zihinsel altyapının yeterli
olmaması nedeniyle işe yarar bir biçimde bünyesine
sindirememiştir. Bu durumsa, medeniyetimizin iddialarını
önemli oranda terkederek çoğu kez bir bozgun havasında,
tuhaflıklarla dolu bir düzen ve kargaşaya neden
olmuştur.
İçimizden geçenleri ve gerçeği açık yüreklilikle
ortaya koymaksızın, hatalarımızı ve
bunun sorumluluğunu cesaretle üstlenmeksizin, ne ileriye
doğru bir adım atabiliriz nede bir gelişme/değişme
ve yenilenmeyi sağlayabiliriz. Gerçekte hiçbirimiz, bugünkü
halimizi kabullenecek durumda değiliz ve refah toplumunun
nimetlerinden uzak kalmak istemiyoruz. Dünya hayatını
hakir gören tavırlarımızın gerisinde
yatan güçlü nedenlerden birinin, halkın refah
isteklerini dizginlemek ve bir başka nedeninse, başarısızlığımızı
kamufle etmek olduğu gerçeğini artık inkar
edemeyiz.
Günümüzde medeniyetlerin üstünlüğü, insanların
entemel hakları sayılan; Adaletli yönetim-demokrasi-insan
hak ve hürriyetleri ve Sosyal güvenlik ihtiyaçlarının
giderilmesiyle ölçülmektedir. Bu temel ihtiyaçlara cevap
verebildiği oranda medeniyet ve yönetimler insanlara çekici
gelmekte, veremediği ölçüde ise ilgi görmemektedirler.
Çünkü bu temel ihtiyaçlar karşılanmaksızın,
insanın kendi varlığının farkında
ve kendine ait duygu ve düşünclere sahip olabilmesi, sağlıklı
bir insan gibi düşünüp, hissedip, inanıp yaşayabilmesi
oldukça zordur, hatta doğrusu pek mümkün değildir.
Gerçekten, bu iki temel ihtiyacın vazgeçilmez şeyler
olduğu, bunlara yeterince sahip olunmaksızın
insanların, ne içinden gelenleri farkedip insanlığa
sunarak sanatlar üretebilmesi ne aklını gereğince
kullanarak ilmi ilerlemeye katkıda bulunabilmesi nede
belli şeylerin doğruluğu-yanlışlığı,
iyiliği-kötülüğü yada güzelliği-çirkinliği
üzerine gerçek duygu ve düşüncelerini farkedip
yeterince ortaya koyabilmesi mümkün olamamaktadır.
İnsanların,
herhangi bir durum karşısında haklarının
korunacağına, herkesle aynı ölçüde ve eşit
muamele göreceğine ve hertür haraket ve eyleminin
adaletli olarak değerlendirileceğine dair şüphelerinin
bulunduğu, hatta adalete inancının hiç olmadığı,
Yada,kendilerini yönetecek olanları ve yönetilmek
istedikleri kuralları -kendi kaderlerini- kendilerinin
belirlemesinin engellenerek hayatı kendi hissediş,düşünce
ve inanışlarına göre tanzim etme haklarının
bulunmadığı... Veya, düşündüklerini
yada hissettiklerini serbestçe ifade edebilmelerinin
engellendiği, hatta cezalandırıldığı..
Ayrıca,Toplumda asgari açlık sınırında
bir yaşayışın, temel eğitim ve sağlık
ihtiyacının hiç tartışmasız ve
şartsız karşılanacağına dair bir
güvenlerinin bulunmadığı..
Sistemler, iddia ve
adları ne olursa olsun, gerçekten insanlığa
sunacak daha anlamlı hayat mesajları olan bir
medeniyetten ziyade, günümüz insanlığının
geldiği noktada bir yağma ve çapul düzenini çağrıştırmaktadırlar.
Birçoğu hayatla ilintisiz birtakım teorik kurallar
v'azetmeyle, veya güzel-veciz sözlerle,niyetle yada hayal
etmeyle insanlığa büyük medeniyet olma iddiası
yada vaadinde bulunmak anlamsız ve kimsenin ilgi göstermeyeceği
bir kurgunun ötesine geçmemektedir.
Bu anlamda gelecek yazılarımızda, kendi
toplumsal panaromamızı ortaya koymaya çalışacağız.
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Tehlikeli
İlişkiler
Eylül
Akşamlarının -Yada Bir Kaybın- Ardından
"Her
Gün Biraz Daha Yakın"
İçe
Kapanış 2
İçe
Kapanış 1
Bütün
Duygularım
Ölü
Canlar
Dostoyevski
Kültürel
Çözülme ve Zorlanan Kişilik
İnsan
Hakları ve İslam Ülkeleri
Şu
halimize bakın
Yüzleşme
SAYFA
BASI
|