VIZYON
Yard. Doç. Dr.
Haldun Çancı
|
|
|
haldun.canci@emu.edu.tr |

AB Kimin Projesi?
Üyelik
garantisi olmamasına rağmen, içerisinde bulunduğumuz AB
süreci, Türk toplumu için gönüllü bir süreç midir, yoksa,
dayatılan bir süreç midir?
Bu sorunun yanıtı, şu anda, ülkece
takip etmekte olduğumuz yolun, ne derece sağlıklı olduğunu
belirlemek açısından önem taşımaktadır.
Siyasal iktidarlarımızın, kırk küsur
yıldır, Avrupa kapılarında takındıkları, heveskâr ve
tavizkâr tutum, toplumun taleplerini ne ölçüde
yansıtmaktadır?
İktidar partilerinin, AB konusundaki
gayretkeşlikleri ve toplum adına, içine girdikleri bağlayıcı
yükümlülükler, halk iradesini ne derece temsil etmektedir?
Kısacası, Türkiye’deki AB projesi,
toplumsal bir mutabakata mı dayanmaktadır, yoksa, dış
dayatmalar yüzünden, siyasal iktidarların yürütmekte
oldukları ve halka rağmen yürürlükte olan bir proje midir?
Bize göre, ikinci seçenek, gerçeği
daha çok yansıtmaktadır. Daha doğrusu, birinci seçeneğin
doğru olduğunu kanıtlayan güçlü verilere henüz
rastlanmamıştır.
Ortada, sorunlu boyutları özenle
gizlenmiş ve koskocaman bir üyelik yalanı üzerine kurulmuş
olan sürecin, her türlü kanal kullanılarak halka şirin
gösterilmesinden başka bir şey yoktur.
Kerameti kendinden menkul bir takım
anketler vasıtasıyla, gerçek yüzü ve niyeti başarılı bir
biçimde gizlenmiş olan AB süreci hakkında, Türk halkının
olumlu düşüncelere sahip olduğu iddiası, kelimenin tam
anlamı ile, koca bir kandırmacadan ibarettir.
Sürecin sonunda onaylarına muhtaç
olduğumuz AB kamuoylarının, Türkiye’nin üyeliği konusunda,
daha bugünden sahip olduğu retçi tutumun görmezlikten
gelinmesinde de, aynı çarpıtma ve yönlendirmelere
başvurulmaktadır.
Dolayısıyla, Türkiye’nin, AB
üyeliğinin arkasında, ne Avrupa, ne de Türkiye kamuoyları
vardır.
Pekiyi, o
zaman, bu işi kimler, ne adına yürütmektedir? Bu, olmayacak
işi, olacakmış gibi gösterenlerin arkasında hangi güçler
vardır ve kimlerin çıkarlarına hizmet edilmektedir?
Kimse, “toplum adına iyi olan bu işi,
topluma rağmen sürdürüyoruz” demesin. Çünkü, bu tür bir
jakoben söylem, “biz, demokrasi adına AB üyeliğini
istiyoruz” sözü ile, yine demokratik açıdan çelişki
oluşturacaktır.
Bu işin arkasında, bizzat AB’nin
kendisi vardır. Yani, Türkiye’nin sözde üyelik sürecini
destekleyen ve Türkiye’nin bu süreçten uzaklaşmasını asla
istemeyen güç, bizzat AB’nin kendisidir.
“Yüce” AB üyeliği için, her türlü
tavizi vermeye hazır çevreler, bu gerçeği herkesten daha iyi
bilmektedirler. Ne var ki, ipe sapa gelmez dayatmaları
yerine getirmezsek, AB’nin, üyeliğimizi engelleyeceği, bunun
da bizim için büyük bir felaket olacağı yalanını sürekli
tekrarlamaktadırlar. Türkiye’yi, talep eden, AB’yi ise, bu
talebi lütfen karşılayacak taraf olarak
göstermektedirler.
Oysa, gerçekte, durum böyle değildir.
Türkiye, bu işten bir gün vazgeçecek
olsa, buna, en önce AB karşı çıkar ve engel olmaya çalışır.
Çünkü, üyelik aldatmacası ile maruz
kaldığımız süreç, aslında, AB’nin işine yaramaktadır. AB, bu
yararın ortadan kalkmasını asla istemez.
Bu yüzdendir ki, içimizdeki bir takım
kuruluşlara, milyonlarca euro akıtarak, ülkemizde, bir AB
lobisi yaratmakta ve söz konusu süreci ayakta tutmaya
çalışmaktadır.
Dolayısıyla, “eğer, ev ödevlerimizi
yapmazsak, felaket olur” söyleminin, gerçekle, uzaktan
yakından bir alakası yoktur.
Ev ödevlerimizi ister yapalım, ister
yapmayalım, hiçbir şey değişmeyecek, iplerin kopmasına, AB,
asla izin vermeyecektir.
Bu
kıskaca nasıl girdik?
Her geri bıraktırılan toplumda olduğu
gibi, Türk toplumunda da, içerisinde bulunulan yapıya dair
belli bir bezginlik ve umutsuzluk oluşmuştur. Çeşitli
psikolojik savaş yöntemleri ile beslenen bu bezginlik ve
umutsuzluk, topluma ve devlete yönelik bir inançsızlığın
gelişmesinde kaynak olarak kullanılmıştır. Kimi devlet
seçkinlerinin, halktan kopuk, onlara tepeden bakan, devleti
kendi mülkü gibi gören tavırları da, bu süreci destekleyici
bir etki yapmıştır.
Bu durumun doğal bir sonucu olarak
da, toplumda, belli bir değişim talebi ortaya çıkmıştır.
Ancak, işin doğal olmayan tarafı, son yıllarda, söz konusu
zorunlu değişim arayışının biricik ve kaçınılamaz odağı
olarak AB’nin gösterilmesidir.
Sözde AB üyelik süreci, yukarıda da
anlatıldığı üzere, dışsal bir dayatmanın eseridir.
AB’nin ortaya koyduğu dayatmaların,
bir değişim sürecini içerdiği kesindir. Ancak, bunun, Türk
toplumun istediği ve gereksinimini duyduğu yönde bir değişim
olmadığı ve olmayacağı da ortadadır.
Örneğin, biz, bölünmek,
topraklarımızı yitirmek, ulusal kimliğimizi ve
egemenliğimizi kaybetmek, iyice sömürge olmak, başkaları
tarafından yönetilmek istemiyoruz. Bu saydıklarımızın
hiçbiri, herhangi bir değişim talebimizin, doğal bir sonucu
ya da bedeli olamaz.
Hiçbir toplumun, en masum kalkınma
arzusu, mutlu ve müreffeh olma istemi, bu tür felaketlerin
aracı haline getirilemez.
AB, nasıl bir dayatmadır?
Nihai
hedefine ulaşmak için tavizler vermemiz, çaba göstermemiz
gereken ve yüce bir ideal olarak gösterilen, AB üyeliği
sürecinin devamlılığı, siyasal iktidarlar için de, iktidarda
kalabilmenin bir ön koşulu haline gelmiştir.
Mekanizma, siyasal partilerimizin, “evde doğru söyler,
mahkemede şaşar” misali, iktidara geldiklerinde, muhalefette
iken söyledikleri doğruları unutup, İMF, ABD ve AB’nin dümen
suyunda icraatlarda bulunmaları biçiminde işlemektedir.
Bu dümen
sularının dışına çıkacak bir siyasal parti, ya, iktidara
getirilmez, ya da, iktidarda uzun süre durdurulmaz.
Yerli-yabancı
sermaye lobileri, medya, borsa, ekonomik kriz, yabancı
yatırım ve krediler, dış borç ödemeleri, toplumsal ve
siyasal sorunlar ve daha akla gelmedik, bin türlü mekanizma
ve konu, birer şantaj ve baskı aracı olarak kullanılır.
Ülkemiz
üzerinde, bu tezgahın kurulmasında, çoğu gafilin, “büyük
transformasyon” olarak adlandıkları ve bugünkü iktidar
sahiplerinin, takipçisi olduklarını beyan ettikleri, Özal
dönemi uygulamalarının çok büyük rolü vardır.
Türkiye’de iktidar olmanın ilk ve en önemli koşulu olan “dış
desteği” elde etmenin ve sürekli kılmanın da belli
şartları vardır.
İşte,
başından beri üzerinde durduğumuz, Türkiye’nin, sözde AB
üyelik sürecinin devamı da, bu şartlardan birisidir.
AB,
iktidar olacak siyasal partilere sağlayacağı “dış desteğe”
karşılık, onlara, Türkiye’nin, AB sürecine, körü kürüne
bağlı kalmasını şart koşmaktadır.
Bu
nedenle, Türkiye’nin AB süreci, yerli bir proje değil,
AB’nin çıkarları doğrultusunda işleyen, bir AB projesidir.
ABD de bu projeye dışarıdan destek vermektedir. Çünkü,
AB’nin bizzat kendisi de, bir, ABD projesidir. Türkiye gibi
ülkelerin, Batı medeniyetinin kenarında yer almaları, büyük
bir asker deposu ve geniş bir pazar olarak kalmaları, Batı
medeniyetinin ortak çıkarlarına uygundur.
Başının
üzerinde sallanan, şantaj ve tehdit kılıcı yüzünden hiçbir
siyasal iktidar bu kıskaçtan kurtulamaz.
Dolayısıyla,
bu süreci devam ettirmenin ötesinde, bir siyasal iktidardan
istenen şey, verilen emirleri yerine getirmesi ve halkın
gözünden gerçekleri, yerli-yabancı medyanın yardımları
eşliğinde kaçırmasıdır. Bu arada da, elinde bulunan iktidar
nimetlerinden sınırsız yararlanabilir.
Ancak bu
süreçte yırtılan, Hacı Bekir’in yakasıdır. Yok olan, koskoca
bir ulus ve onun kaynaklarıdır.
Türkiye’nin, özelde, AB ile, genelde de, Batı ile
ilişkileri, ülkenin genel çıkarları ilkesi üzerine değil,
siyasal iktidar çevrelerinin özel çıkarları esası üzerine
kurulmuştur.
Bu durum,
bugünkü siyasal iktidar ve onun dış güçlerle olan ilişkileri
açısından, geçmiş dönemlere oranla, daha da nettir. Çünkü,
mevcut iktidar, normal bir siyasal iktidarın ötesinde,
siyasal sistem karşısında sahip olduğu meşruiyet sorununu
da, yukarıda bahsedilen “dış destek” çerçevesinde çözmeye
çalışmaktadır. Bu yüzden, mevcut iktidar döneminde, söz
konusu Batı dayatmaları, daha da vahim bir hal almıştır.
Kaybeden, ülke ve ulus olmaktadır.
Sonuç
Türkiye’de ulusal bir mutabakata dayanmayan, halkın
tamamının arkasında olmadığı, türlü maniplasyonlar
eşliğinde, salt bir Batı projesi olarak yürütülen, ülkenin
çıkarına olmadığı gibi, bilakis, zararına işleyen, hatta,
bir şantaj ve baskı mekanizmasına dönüşen, bu AB sürecini,
mevcut iktidar kadroları, daha nereye kadar sürdürebilirler?
Sürdürmeleri durumunda, doğru bir iş yapmış olurlar mı?
Bu iki
önemli sorunun, bize göre yanıtı, olumsuzdur.
Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olarak, gerçek bir beka kaygısı
yaşamakta olan toplumumuz adına, biz bu sürecin
durdurulmasını istiyoruz.
Bu
sürecin, bizim ve bizim gibi düşünen milyonlarca
vatandaşımızın iradesi dışında başlamış bir süreç olduğunu
ve bu hali ile sürdürülmemesi gerektiğini ilan ediyoruz.
Bu
çerçevede, mevcut iktidardan bile, bugüne kadar sergilediği
aksi yöndeki tutumuna ve bu yüzden ortaya çıkan
umutsuzluğumuza rağmen, bir talebimiz var.
Siyasal
iktidar, iktidardan düşürülme ve Batılıların türlü
oyunlarına maruz kalma riski pahasına, bu konuda bir irade
göstermelidir. Halka gerçekleri açıklayıp, ülkenin nasıl bir
kıskacın içerisinde olduğunu ilan edip, toplumsal desteği
arkasına almalı, yeni bir kurtuluş mücadelesini başlatmalı
ve bu oyunu bozmalıdır. Bugün, gerçek vatanseverliğin ve
ülkeye hizmetin yolu budur.
Ülke
elden giderken, siyasal rejimi, AB sürecinde yeniden
şekillendirme çabasının hiçbir meşruiyeti ve mantığı
yoktur. Hiçbir zümresel beklentinin bedeli, toplumsal
anlamda bu kadar ağır olamaz.
Mevcut
iktidar, söz konusu iradeyi göster(e)meyecek ise, halktan
özür dileyip affını istemeli ve derhal istifa etmelidir. Bu
iradeyi ortaya koyabilecek iktidarlara kapı açmalıdır.
Tüm
bunları, kimilerinin iddia edecek olduğu üzere, “statükocu”,
“marjinal”, “dinozor”, “gerici” olduğumuz için söylemiyoruz.
Sıradan bireyler, toplumun içinden çıkan sesler olarak
söylüyoruz.
Değişimden korkumuz da yok. Ancak, değişim adına
başkalaşmaya, yozlaşmaya, çürümeye ve yok olmaya da
karşıyız.
evcut AB
süreci, yukarıda bahsettiğimiz ve herkesle ortak
bölüştüğümüz, ulusal çıkarların dışında, hiçbir şahsi
çıkarımıza da zarar vermemektedir. Yani, herhangi bir şahsi
çıkarımız zedelendiği için böyle düşünüyor da değiliz.
Ayrıca,
çağdaşlıktan, demokrasiden, çok çalışmaktan, zenginlikten
korktuğumuz falan da yok. Aksine, bu değerlere ulaşmanın,
söz konusu süreçle olamayacağını gördüğümüz için, biz, bu
işe karşıyız.
Yani,
aklı başında, hiçbir gizli niyeti olmayan, gayet sıradan ve
düzgün insanlar olarak ortaya koyuyoruz bu düşünceleri.
Olmayacak
duaya amin dememek adına ve görünen köy, kılavuz istemediği
için.
haldun.canci@emu.edu.tr
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
AB
Kimin Projesi?
Jakoben
AB’ci: “Baskın, Basanındır”
DP’nin
Son Tavrı ve Düşündürdükleri
Türkiye’nin
AB Yolculuğu
‘Etnik-merkezciliğe’
Karşı ‘Kültürel Görecelilik’
AB
sürecini sürdürebilir miyiz?
Ulusal
mutabakat yönetimi
Medeniyetler
Çatışması: Küreselleşmenin Sonu
Küresel
vatandaşlar
Türkiye'nin
Batı
Sorunu
Bir
Filmin Düşündürdükleri
SAYFA
BASI
|