|
“CAVANLIK
BİR UÇAR KUŞTUR
KOCALIK BİR NAÇAR İŞTİR”
Bazılarımız
müslüman bir anne-babadan doğduğu için inansa da,
inanmasa da, din kimliği olarak müslümandır.
İlerleyen zaman içinde bu kimlikten uzak durmak, onu inkâr
etmek, yok saymak için bazıları elinden geleni ardına
koymaz. Toplumun büyük bir kesimi ise, sevabı-günahıyla,
yanlışı-doğrusuyla din kimliğini
benimseyerek, “Elhamdulillâh müslümanım”
diyebiliyor. Belli kesim de baba ocağında, yakın
çevresinde ve okulda görüp götürdüğü dinî
bilgiyle yetinmeyerek, kendi gayretiyle bu istikametteki
bilgisini derinleştirme gayretini gösteriyor.
Muhakeme edebilen beyinler için yaşadığımız
çağ, bilhassa İslâm’ı anlayabilmek,
kavrayabilmek ve öğrenebilmek için bize yeterince
malzeme ve kaynak vermektedir. Bu konuda Türk entellektüelinin
kendi bariyerlerini aşmada epey zorlandığını
görmekteyiz. Halkımız, “Düşmez kalkmaz bir
Allah’tır” demiş demesine de, dünyalık aydınlarımız
bunun sadece “Cahil Müslüman” için geçerli olduğuna
inandığından dolayı, kendisini bu tanımlamanın
dışında görmüştür. Ne varki, hayat tecrübesine
dayanan bu nasihattan dersi almayanların başına
(kendilerine göre) beklenmedik bir iş geldiğinde;
bu sefer de yine aynı cenahtan gelen, “Bir musibet bin
nasihattan iyidir” sözüne muhatap olmaktan kendilerini
kurtaramıyorlar.
Türkiye’de misyonerlik faaliyetlerinin gündemden düşmediği
bugünlerde konuyla ilgili görüş beyan eden Rahşan
Ecevit’in gazetelerdeki “Din elden gidiyor” demecini
herhalde sizler de okumuş veya duymuşsunuzdur:
“Ben bir müslümanım. Ülkemde müslümanlığın
gerilemesine razı olamam. Ben ülkemde hurefelerden uzak,
din sömürüsünden uzak Sünni’siyle Alevi’siyle sağlıklı
bir İslâm’ı yaşamak istiyorum.” (1)
Dinin elden gitmek üzere olduğunu Rahşan
Ecevit’ten duymak; madalyonun bir yüzü. Bunu muhafazakâr
kesimden bir siyasetçi söylemiş olsaydı, dikkate
alınmayacağı gibi, koro halinde “Saldırın
gericiye!..” çağrısı yeri göğü
inletirdi. Benim şahsen dikkatimi çeken taraf; “Söyleyene
değil de söyletene bak!” noktasındadır. Yani;
Rahşan Hanım’ın bu demeci hangi yaşta
verdiği dikkatimi celp etmiştir.
Benden yaşça epey büyük olan bizim bir “Hacı Ağabeyi”miz
vardır. O kendisinden büyüğe de küçüğe de,
“Abi” diye hitap eder. Cami derneğimizin de üyesi
olan Hacı Ağabey, titiz ve çalışkan bir
insandır. Bana günün birinde, “Ah benim Ağabeyciğim,
senin şu gördüğün Hacı zamanında (gençliğinde)
ne günâhlar işledi. Benim buralarda bulunmamın
sebebi, işte o günâhlarımın bağışlanması
içindir.” dedi
ve tatlı bir gülümsemeyle konuyu kapatmaya çalıştı.
Tabiri caizse bunlar, “bir ayağının çukurda
olduğu” çağdaki dindarların dindarlıklarıdır
ki, pek nazar-ı dikkatimi çekmez! Bu bizim Hacı Ağabeyi
veya Rahşan Hanım da olsa, çapı ve yaşı
kadar iz bırakır, tesir eder...
Zaman zaman Türk basınında bir Serdar Turgut ismini
duyardım. Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği’ne
getirilen Turgut, o günlerde bir beyin kanaması geçirmişti.
Uzun bir tedaviden sonra sağlığına yeniden
kavuşmaya başlayan S. Turgut: “Ben artık
ateist değilim. Duanın gücünü keşfettim.
Allah’tan yardım istedim. Şimdi herşeyi
istiyorum O’ndan. Beyin kanamasından sonra Kuran-ı
Kerim okudum.” (2)
1980’li yılların Türk sinemasında “dişi”
kadın olarak tanınan ve intihar giriğişimlerini
mazide bırakan Ahu Tuğba: Günde iki buçuk saat
Kuran okuyorum. Huzur buluyorum.” (3)
Örnekleri daha da çoğaltmadan yazımızın
başlığına dönerek konuyu noktalamak
istiyorum: İslâm’ın keşfedilmesi, O’na
yeniden dönülmesi keşke yaşlanmadan, hastalanmadan,
felâketlerle karşılaşmadan olsa!... Siyasetçisi,
aydını ve genciyle beraber sağlam kafa ve vücutla
bu dinin kıymeti bilinerek, gereği yapılsa!...
Rahmetli ninemin, “Kocalık (ihtiyarlık) bir naçar
(çaresiz) iştir” demesini biz de, yaş daha çok
ilerlemeden anlamaya başladık. “Cavanlık (gençlik)
bir uçar kuştur” demesini ise, geriye dönüp bakarak
tasdikliyorum.
Pişmanlık duymayacağınız bir gençlik
dönemi ve kıymetini bileceğiniz bir ihtiyarlık
devresi temenisiyle...
(1) :
Milliyet Gazetesi, 4 Ocak 2005
(2) :
Zaman Gazetesi, Nuriye Akman, 3 Ocak 2005
(3) :
Yeni Şafak Gazetesi, Özlem Albayrak, 27 Ocak 2005
Yazarın
diğer
yazıları:
Cavanlık
Bir Uçar Kuştur
Kocalık Bir Naçar İştir
Varılmaz
menzile bu gidişle
Bomba
yağar başıma
Gurbet
düğünleri
ALSAK
MI, ALMASAK MI?
Terörizmle
kolonizm arasında
SAYFA
BASI
|