A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de










Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (2)


İslâm öncesi insanlığın kırılma noktalarından bazılarını biz Kuran-ı Kerim’den öğrendiğimiz gibi, Batı da, Hıristiyanlık öncesi benzeri konuları bazen Helenistik çağdan bazen da Roma döneminden öğrenmektedir. “Roma’nın çöküş yıllarıyla bugünkü zaman arasında şöyle bir kıyaslama yapılır: Ahlakî yozlaşma, Batı üzerindeki Roma hâkimiyetinin sonunu hazırladığı gibi, şimdi de dünya üzerinde egemen Batı’yı çökertti  (4)”. Batı’nın (medeniyet olarak) çöküşünü durdurmamız bizim gücümüzü aşar, fakat üstümüze üstümüze gelen tehlikeye karşı kendi kültürel dinamiklerimizi koruyucu, caydırıcı unsurlar olarak kullanabiliriz. Epey gecikmeli de olsa, bu niyetle gösterilen fikrî gayretler, inanç merkezli uyarılar, bu göçüğün altında kalmamak içindir. Artık Batı medeniyetinin çerçevelediği hayat tarzını kabullenmiş her milliyet ve kültürden, “hoşnutluk ve iyimserlik duvarının arkasındaki günümüz insanı, aslında son derece mutsuz olarak ümitsizlik sınırının kıyısında durmaktadır (5)”. Batılı toplumların 19. Yüzyılda, bir kadınla bir erkek arasındaki gönül ilişkisi, “baştan çıkartma” veya “ayartma” kavramıyla izah edilirken, toplum ahlakını zedeleyen böylesi bir durum gün ışığına çıktığında, kişinin sosyal çevresiyle olan bütün münasebetleri sorgulanır, gerektiğinde aile fertleri, anne-babası devreye girerdi. Bugün ise, modern kavram olan “hadise (ilişki)” bunların hepsini sıradanlaştırmaktadır. ( 6)

Yaşamanın tek gayesini tüketmekte gören çağdaş insan, tükettikçe doyumsuzlaşıyor ve doyumsuzlaştıkça saldırganlaşıyor. Kadının namusu, erkeğin şerefi, dinin kutsallığı, tabiatın yeraltı ve yerüstü kaynakları çağın sözde medeni insanı tarafından yağmalanırcasına tüketilmektedir. Tüketilen her şeyin bir dahaki sefere daha iyisini, yenisini, tazesini, farklısını ve daha fazlasını istiyor gözü doymaz insan... Halbuki, “İsteklerin ufkuna, mücadelenin hedef noktasına ve doyumun tükeniş anına ne kadar hızlı yaklaşırsak, onlar o kadar çabuk bizden uzaklaşıyorlar. Beklentiler yarınlara ertelendi; her hedef, er veya geç, ulaşıldıktan sonra çekiciliğini kaybediyor (7)”. Çekiciliğin, cazibenin kaybolduğu yerde  insanî melekelerin yerini hayvanî melekeler almaya başlıyor.  Temsil ettiği mevki, cebindeki para, boynundaki kravat, altındaki araba veya emri altındaki diğer imkânlar kişiye, güvercin çalımıyla elde edemediğini, ete hücum eden leş kargası yöntemiyle elde etmesine zemin hazırlıyor. Hannah Arendt’in dediği gibi; “Güç’ün tehlikeye girdiği yerde şiddet devreye girer (8)”. Otoritesini, elinde bulundurduğu iktidar veya makam gücünü kullandığı hâlde gözüne kestirdiğini elde edemeğen kişi, bu sefer şiddet yoluyla, cebren veya zorbalıkla ona sahip olmak ister.

Özellikle yaşadığımız çağda daha kadınımsı ve kadın üzerinden kendini ifade eden Hıristiyan-Batı’nın kültürel genlerindeki, “kadın erkek için yaratıldı” inancı aslında hiç değişmedi. Hatta biraz daha ileri gidilerek, postmodern-kapitalizmde kadın, üretilenin tüketilmesi için çok yönlü “araç” olarak görüldü. Sigara veya alkollü içkilerin bir taraftan reklamını yapmak, içilmesini teşvik etmek, diğer taraftan da sağlığa ne denli zararlı olduğunu anlatmak, nasıl bir çelişki ve tezat meydana getiriyorsa, kadını bir taraftan özgürleştirirken diğer taraftan, her türlü tüketim malzemesinde kadının cinselliğini reklam malzemesi ve kendisini tüketim aracı olarak görmek de, kendi içinde o derece tezat teşkil etmektedir.

Bertrand Russel’e göre, kadına hükümranlık hep ahlakî (dinî) destekle güçlendirilmişti ve bu tezini Hıristiyanlık’a dayandırıyordu: “Paulus diyor ki; ‘Bir erkek, Tanrı’nın suretinden ve şanındandır, fakat kadın ise erkeğin şanındandır. Zira, erkek kadından değil, kadın erkekten gelmedir. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı (Korinther XI, 7-9)’. Bu demektir ki, kadınlar kocalarına itaat etmelidirler ve kadının sadakatsizliği erkeğinkinden daha ağır bir günahtır. (...) Evli bir kadınla ilişki, çirkince bir şeydi çünkü bu durum, o kadının kocası için bir hakaretti. Fakat kadın köleler ve savaş esiri kadınlar, efendilerinin meşru malıydı ve onlarla ilişkiye girmesi ayıp değildi. Bu görüşü kadınlar paylaşmasa da, daha 19. y üzyılın Amerika’sında dindar-hıristiyan köle sahipleri paylaşmaktaydı.(9)“

Hıristiyanlık açısından kadına bakışla, müslümanlar arasında daha düne kadar, “kadın erkeğin eğe kemiğinden yaratıldı” türünden dini bakış arasında ve her ikisinde de erkeğin egemenliğini öne çıkaran ortak noktanın olması, erkeğe göre din ve dünya anlayışının bir neticesidir. İnsanlık tarihinin geçen bunca zamana rağmen belki de hâlâ değişmeyen kuralı; Russel’in dediği gibi, “Erkekle kadın arasındaki ahlakî ölçülerin farklılığının temelinde, egemen erkek düşüncesi yatmasıdır” ve bu egemenlik, “Başlangıçta sedece fizikî üstünlük olarak görülürken, zamanla iktisadî, siyasî ve dinî üstünlük olarak tezahür ederek” daha da pekişti. Muhtemelen Tarık Ramazan’ın, “Kadını konu edinen İslâmî literatürün %90’ı kızlar, anneler ve eşler olarak onları, hep erkek bağlantılı, erkeğin üzerinden tanımlar (10)” şeklindeki değerlendirmesinin temelinde de yine aynı erkekimsi üstünlükler yatmaktadır.

Bulunduğu ortama ve şartlara göre şekillenen, maskelenen, ahlakî normları değişebilen postmodern global-insan, “mevcutla yetinmeyen, kendi sanatını yağmalayan bir oyuncu ve aktördür. (11) ”. Toplum karşısına çıktığında bir başka, otel odalarında veya diğer kapalı alanlarda bir başka olan, binbir surat aktörlerin idare ettikleri dünyada onlarla çağdaş olmak, insanlık adına utanç verici bir durumdur. İnsanlık tarihinin belli zaman aralıklarında zuhur etmiş ahlakî çöküşlere bakıldığında; bu durum, yoksulluğun, geri kalmışlığın bir neticesi değil, tam tersine, madden doymuşluğun neticesi olarak karşımıza çıkar. “Bir toplum, medeniyetin en üst noktasına varınca, bozulmanın da başlangıç noktasına ulaşmıştır. Toplumun zihni, yani medeniyeti gelişmiş, fakat seciye, yani kültür bozulmaya başlamıştır. (12)”

Prof. Nilüfer Göle’nin; “Kadın, doğrudan ve sembolik olarak değişimin başlangıç noktasıdır ” ifadesi, Hıristiyan-Batı kadar Müslüman-Doğu için de geçerlidir. Din merkezli iki ayrı kültür/medeniyet dünyası, şimdi olduğu kadar, tarihin hiçbir döneminde kadın üzerinden kendini ifade etmemiş ve kadın yüzünden bu derece ayrışmamışlardı. “Modernlik öncesinde hak ve hukuk ihlallerine rağmen dinler ve kadim gelenekler ‘insan merkezli’ydi, bugün kadın merkezli hâkim bir söylem ve kültüre doğru giderken, bu insan merkezliliği kaybetmekteyiz. Sorun kadının veya erkeğin ezilmesi sorunu değil, insanın sorunudur. Kadın merkezli bir kültürde merkezde ‘insan” değil, cinsiyet’ ve bunun ideolojisi olan ‘cinsiyetçilik’ bulunmaktadır (13)”

Söyleminde güvercin, icraatında karga, hem de leşe saldıran türden karga kesilen erkeğin, Allah korkusu, cehennem azabı endişesinden başka hangi dünyevî  güç kadına karşı saldırganlığını önleyebilir? Birçok Batılı düşünür gibi Zygmunt Bauman da; modernleşme başlangıcında Yaratıcı’ya, kurtuluşa ve cehennemin sonsuzluğuna olan inancımızdan kendimizi kurtarınca aniden kendimizle başbaşa kaldık diyor ve ilave ediyor: “Bu da, o andan itibaren kendi nefsimize konulan sınırları tanımamak demekti”. İşte tam da bu noktada; Tanrı inancının ve koyulan ilahî sınırların ortadan kaldırılmasıyla, hakka, hukuka, haneye, namusa, mala, mülke, inanca ve hürriyete tecavüzler başlıyor. Kendimizle başbaşa kaldığımız o anda, yaptıklarımız ve yapmak istediklerimizden haberdar olan, bizi gören, gözeten, “o gün” gelince de hesaba çekecek olan bir Tanrı inancıyla ancak insan namusu korunabilir.

Not: Konuya devam edeceğiz.

 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (2)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat Çıplak!
Benim Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik Liderini Arıyor
Siyaseten ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın Dirilişi
İnandığınız gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar veya Muhsin Ceylan
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç,
 Ya da...
Aileler, cemaatlar, kavimler veya milletler; nefislerinin, kaprislerinin ve şahsi menfaatlerinin esiri olmadan görevini ifa edenlerin omuzlarında yükselirler.Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat