|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Ebuzer Üzerinden Kimlik Arayışı
“İsyan ediyorum, o halde varım” (Albert Camus)
Kalem ehli bir dost ile sohbetimizde; neredeyse bütün
yazılarını okuyorum, hepsinde bir Batı eleştirisi var, dedi.
Batı hayat tarzı ve düşünce sistematiğinin ablukaya aldığı
dünyamda, Batı’ya göre epeyce farklı medeniyet değerlerine
sahip birisi olarak , bana biçilen bu dar kalıplara girmemek
ve bu ablukayı mutlaka kırmak için çırpınıyorum. Bu
mücadele, bazılarınınki gibi refleksif değildir! Topyekün
redddiye de değil, kabul de değil... Bir görüşü eleştirerek
kabullenmek de mümkün, reddetmek de... Kaldı ki, inanan bir
insan olarak, ülkemizde giderek kendinden söz ettiren “ yeni
muhafazakârlık” anlayışının “iflah olmaz” eleştiricilerinden
olduğuma inanıyorum. Ancak eleştirici bir gözle bakılırsa,
fikirlerin doğrusuna ulaşılır. Bir taraftan kendi
yanlışlarımızı düzeltir, boşluklarımızı dolduruken, diğer
taraftan da Batı’lı düşünceyle kozları paylaşmak; zorla
giydirilen bu “deli gömleği”ni parçalamak boynumuzun
borcudur.
Batan Batı'yı görebilmek...
Bu fikrî mücadele verilirken, içeride doğru anlaşılmaz veya
kendimizi anlatamazsak, dışarıya karşı verilen entelektüel
savaşı kaybederiz. Yine gençliğimizi aynı siyasî hareket
içinde geçirdiğimiz bir arkadaşımla dünyanın gidişatı
üzerine karşılıklı düşüncelerimizi paylaşırken; hem
kapitalist dünya düzeninden şikâyetçi, hem de bundan başka
çıkış yolu veya seçeneğimizin olmadığını bana izah etmeğe
çalışıyordu. Dünyaya bu noktadan bakanların kafalarında ,
biraz törpülenmiş, bize göre terbiyelenmiş, bir tür
“Müslüman-Türk Kapitalizmi” yer edinmştir. Böylesi birine,
mevcutun dışında bir dünya (-düzeni) tasavvur edemeyenlere,
hele Komünizm’in çöküşünden sonra, Kapitalizm’siz bir
dünyayı anlatmanın ne kadar zor olduğunu fark ettim. Hem
anlatmadaki bu acziyetimi bertaraf etmek, hem de parmak
bastığımız konuların, aslında şuuraltı bir Batı karşıtlığı
değil, bizzat Batılı düşünürlerin uzun zamandan beri
seslendirdikleri iflah olmaz sorunlar olduğunu ve bizim de
bundan dersler çıkarmamız gerektiğini izah edebilmek için
aşağıda onlardan da alıntılar yaptık. Ülkemizin ileri gelen
aydınlarının birçoğu dahi, kendimizle ilgili düşünce ortaya
koyarken, Batı referanslı ve endeksli olmaktan kendilerini
kurtaramıyorlar.
Nitekim Taha Akyol bile bugünlerde kendinden söz ettiren,
“Antikapitalist Müslümanlar” la ilgili yazısında, “Ekonomik
kalkınmanın benzer aşamasında Batı’da da ‘Hıristiyan
sosyalizmi’ denilen akımlar ortaya çıkmıştı” kıyaslamasından
sonra, “Zaten Marksist sosyalistler de, ‘antikapitalist
Müslümanlar’ da önemsenmesi gereken eleştiriler yapıyorlar
ama piyasa ekonomisine alternatif bir sistem ortaya
koyamıyorlar” diyerek makalesini noktalamış. (Taha Akyol,
Solcu Müslüman?, Hürriyet; 8.5.12). En azından Batı düşünce
dünyasının ileri gelenleri, global kapitalizmin bu tehlikeli
gidişatını frenlemek veya ona alternatif yeni bir sistem
geliştirebilme mücadelesi içindeyken, bizim aydınlarımız da
bu saatten sonra gözlerini onlara dikeceklerine, hâlâ çareyi
Batılı düşünürden bekleyeceklerine, kendileri kafa komforunu
biraz zorlasalar, hem kendimize hem de bütün insanlığa bizim
medeniyet hazinemizden sunabilecekleri hayırlı hizmetleri
olur. Batı aydınının çaresizliğini, “Dinin kurtarıcılığı,
politikanın ütopyası, hümanizmin idealistliği, bunların
hepsi tarih oldu” diye anlatıyor Norbert Boltz. Aynı zamanda
müthiş bir tesbitte, hatta itirafta daha bulunuyor yazar:
“Kurumların çökmesiyle birlikte değerler evsiz-barksız kaldı
(Die Sinngesellschaft)”. Meselâ aile müessesesinin
yıkımıyla, ailevî değerler de sokağa atılmış oldu. Yine
kiliselerin itibar kaybetmesiyle, dini değerler ve
kavramların içi boşaltıldı, insanlar kiliseden uzaklaşmaya
başladılar. Batı toplumlarındaki değerler erozyonunun
sebebini Marion Graefin Dönhoff; “Bizim toplumumuzun temeli
olan dini çekip aldılar (Die Sinngesellschaft)” diye en özlü
şekilde izah etmiş. Almanya’nın olduğu kadar Batı dünyasının
da yaşayan büyük düşünürlerinden Jürgen Habermas; “Sınır
tanımayan kapitalizmi siyasî anlamda frenlemeden dünya
toplumunda yaşanan korkunç katmanlaşmaya çare bulmak
olanaksızdır (Bölünmüş Batı, s.21)” diyor. Kapitalizmi
siyasî anlamda frenlemek için, siyasete yön veren, siyasî
söylemi anlamlı ve uygulanabilir kılan bir alternatif görüş
ortaya koyabilmek lazım. Batı’dan böylesi bir görüş beklemek
ise, bugünlerde ve yarınlarda beyhudelik olur artık...
Çöküşte kimlik keşfi...
Toplumu ayakta tutan kurumların yıkılması veya itibar
kaybetmesiyle, kavramların içinin boşaltılması, aslı
manâsını yitirmesi, yani yazarın tabiriyle, evsiz-barksız
kalması, diğer taraftan inanç temeli üzerine ayakta duran
toplumun altındaki dinî zeminin kaydırılması, bizim için
ibretlik sonuçlardır. Bütün bunları kaybede kaybede
bugünlere gelen Batı'nın, niçin müslümanlar üzerinden kimlik
arayışına girdiklerini daha iyi anlamak mümkün.
Batı, tıkanmışlığına yeniden kimlik keşfiyle çıkış yolu
ararken, Müslüma -Doğu'nun, yetişmiş insan potensiyeli ve
tarihî birikimiyle, kendi medeniyet kimliğini yeniden
tanımlayabilecek ülke olan Türkiye'de de entelektüel
seviyede arayışlar, dinî referanslar üzerinde
yürütülmektedir.
Osmanlı’nın çöküşünü, “Osmanlılık”ın durduramayacağını
anlayınca, Osmanlı kimliğini bir kenara bırakıp, Türklük
kimliğine sarıldık. Cumhuriyet Türkiyesi’nin, milî-manevî
değerlerimiz ve gerçeklerimizden kopuk, biraz Sosyalizm,
biraz da Faşizm karışımı, “Tek Tip Türk Yaratma” projesine
tepkinin neticesinde, Müslüman-Türk kimliği keşfedildi. Bir
müddet sonra da, bu kimlikten, “Milliyetçi” ve “İslâmcı”
hareketler doğdu. Sovyetler Birliği ve peyklerindeki
komünist sistemin çökmesinden sonra siyasî milliyetçilik
eski cazibesini kaybetti. Buna karşılık, Batı’nın İslâm’ı
düşman ilân etmesinden sonra, din eksenli ideolojiler
palazlanmaya başladı. Bu sefer kendi kimliğimizi, İslâm’la
yoğrulmuş medeniyet değerleri, tarih anlayışı ve hayata
bakış çerçevesinde aradık ve tarif ettik. Bu yolu seçenler,
birçok badirelerden sonra, bugünkü iktidar partisini
kuranlar ve oylarıyla iktidara taşıyanlardır.
İnanç eksenli veya ideolojik bir ruha sahip siyasî
hareketler iktidar olsalar bile, kendi misyonları ve
formasyonlarından uzaklaşmaya başlayınca, hayal kırıklığı
yaşayan fikirdaş ve yoldaşlarının belli bir kısmını zamanla
kaybederler. Baskının, yasakların ve düşmanlık derecesinde
rakiplerin olmadığı bir sosyo-politik ortamda etnik kimlik
kadar ideolojik kimlik de yerini muğlak, konjöktürel bir
siyasî kimliğe bırakır. Özellikle iktidar nimetlerinden
istifa eden kesimin üzerine çöken rehavet, aslında çöküşün
başlangıcıdır. İşte tam da bu esnada, yani Jock Young’un da
dediği gibi; topluluğun çöküşü esnasında kimlik keşfedilir.
(Zygmunt Bauman, Gemeinschaften)
Sürgündekiler ve Ebuzer...
"Topluluğun çöküşü"nden, maddî olarak değil, değerler
bazında erozyon ve inanç bazında manipülasyon
anlaşıldığında; Türkiye'de zaman içinde sosyo-politik bir
zemin ve çerçeve kazanacağına inandığım, din anlayışı ve
akımının da doğuşu kolayca anlaşılabilir.
Nobel Barış Ödüllü Dr. Şirin Nebadi’yi dinliyorum: İran’da
bir müslüman, İslâm’ın, “dinde zorlama yoktur” hükmüne
rağmen, Hıristiyanlığı seçtiğinden dolayı idama mahkûm
edildi. Aynı zamanda Amerikalı hıristiyan bir din adamı da,
müslümanları protesto için kilisede Kuran-ı Kerim yaktı. Bu
sefer de müslümanlar rencide edildi. Ebadi, her ikisinin de
yanlış ve tehlike olduğunun altını çiziyor.
Haftalık bir Alman gazetesiyle yaptığı söyleşide Cezayirli
Yazar Boualem Sansal (2011 Alman Kitapçılar Barış Ödülü
sahibi) Mısır’la ilgili şunları söylüyor: “Gazeteciler ve
entelektüeller tutuklanıyor. Eşcinseller, Kıptiler,
Yahudiler takip ediliyor, başörtüsü bağlamayan kadınlar
dövülüyor veya saçlarından tutup çekiliyor. Kızların okula
gitmeleri yasaklanıyor ve yakın zamanda bir kadınla erkeğin
el ele vermeleri de yasaklanacak” . Aynı yazar; Tunus’da da
tesettürlü olmayan kadınlara tükürülüyor, İslâmcılar
üniversitelerde kadın ve erkekleri ayırmak istiyorlar ve
Tunis Üniversitesi kadın rektörünü üniversiteden attırdılar,
dedikten sonra, “Dindar bir devlette demokrasi olmaz”
iddiasında bulunuyor. (Arabellion am Abgrund, Die
Zeit,3.4.12)
Batı’nın ödüllendirdiği her Müslüman-Doğu’lu bizim gözümüzde
“hain” olabilir mi? Şirin Ebadi’yi dinlerken bir taraftan da
bu soruya cevap aradım. Cezayirli Yazar Boualem Sansal’ı
okurken de aynı soruya kendimce cevap bulmaya çalıştım:
İddialarının yarısı doğru olsa bile, yine de korkunç... Din
adına yapılan her türlü baskı ve zulümler, maruz kalan
insanlar kadar dinin kendisine de aynı derecede hakaret ve
ihanettirr!
Ülkeme dönüyorum: Büyükleriyle birlikte bir televizyon
proğramına katılan genç adam; “Şam Valisi Muaviye’nin
tesirinde kalarak, 3. Halife’nin Rebeze Çölü’ne sürgüne
gönderdiği Ebuzer geri dönüyor artık” deyince, belki de son
20-25 seneden beri ilk defa bu derece heyencanlanmış
olmalıyım ki, önceden hiç görmediğim ve tanımadığım birisini
oturduğum yerden ayağa kalkarak, alkışladım, alkışladım...
Genç adamın bir tarafında Muhafazakâr-gelenekçi müslüman
tiplemesinin önde gelen isimlerinden, Prof. Nevzat
Yalçıntaş, diğer tarafında ise, “Gelmiş geçmiş en büyük
muhafazakâr Ebu Cehil’dir” diyen, Yazar İhsan Eliaçık
oturuyordu.
Sürgündeki Ülküdaşım Ebuzer geri dönüyordu artık: Ebuzer’in
dönüşüyle nice yad ellere sürülen fikirler de insnalar da
geri döneceklerdi...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Ebuzer
Üzerinden Kimlik Arayışı
Türkçe
Varsa Biz de Varız
Büyük
İnsan
İnsanlığa
Yön Veren Nesiller
Bugünkü
ve Yarınki Toplumlar
Bu
Sesi Duy Türkiye:
Kızgın ve Kırgın Nesiller
Kültürel
Ayrımcılık
İstikbale
Giden Yol Haritamız
Niçin
Öldürüyorlar...
Büyüsü
Bozulan Batı
Yorgun
Adam
Medeniyet
Ülküsü (2)
Medeniyet
Ülküsü
Batı
ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden
Alkış Bekleme
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi (2)
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|