PENCERE
Nuran Yelkenci
|
|
|
nuranyelkenci@yahoo.com
|
VAROŞLARDAN SOSYETEYE İSTANBUL
“24 saat güvenlik
korumasıyla yaşayan zengin halk”
Varoş
mahallelerinde, tel duvarlı lüks siteler
Son yirmi yıldır hızla siteleşen
İstanbul’da, zengin siteler de hızla çoğalmaktadır.
Kendilerini koruma altına alan zenginler, neredeyse
hapishaneyi andıran tel örgülü sur duvarlarla kaplı ve 24
saat güvenlik önlemlerinin alındığı sitelerde, bunlar da
yetmeyince kamera sistemleriyle kendilerini korumaktadırlar.
Peki bu koruma neden-niçin? Kimden-kimi ve neyi koruyoruz.
Kendi ellerimizle yarattığımız sistemden korkup da,
kendimizi mi koruyoruz?..
Gelelim gelişmiş ülkelerin zenginlerine:
Avrupa’daki siteleşme, neredeyse 1800’lü yıllara dayanır.
Özellikle o dönemde her türlü yeniliklerde olduğu gibi, bu
siteleşme ve tek tip ev modellerinin de başını, İngiltere
çekmektedir. Bu tarz evlerde bizde olduğu gibi sur
duvarlarına gerek kalmadan, herkes kendi güvenliğini kendi
almıştır. Çünkü ülkelerinde zengin- fakir ayrımı bizdeki
gibi hat safa da değildir. Ülkenin sosyal hakları çok
gelişmiştir. Devletleri ise, insan haklarına oldukça önem
vermektedir ve hemen her vatandaş sigortalıdır. Yani
anlayacağınız “hiç kimse aç değildir.”Buna karşın,
Avrupalıların açlıkları maddi değil manevidir. Onlardaki
açlık ise aile kavramları, insani duygular ve ahlaki
değerlerin hızla yok olmasıyla ortaya çıkan toplumsal
çöküntüdür.
Küçük
Türkiye İstanbul
Türkiye’nin dört bir yanından insan
manzaralarını İstanbul’ da görmek mümkündür. Bu lüks
korumalı siteleri de, en çok gecekondu semtlerinde
görebilirsiniz. Çünkü dünyanın en güzel deniz manzaralı
boğaz hattını önce varoş kesim keşfetmiştir. Seçim
zamanlarında oy alma pahasına bu çarpık kentleşmeye göz
yumarak, tüm gecekondulara belediye ve kamu hizmetleri
verilmiştir.
Zengin
ve sosyete, boğaz hattının bazı bakir bölgelerini daha
sonra keşfettiğinden, boğaz manzaralı akıllı villalar ve
lüks siteler oluşmaya başlayarak, bu çarpık manzaralar
ortaya çıkmıştır.
Yani yaşadığınız sitenin içi başka, dışarıya
çıktığınız anda, başka bir dünya ile karşı karşıya
kalmaktasınız. Bu karşılaşma da ister istemez, sanki Afrika
ve Amerika’nın iç içe yaşıyor izlenimini veriyor insana.
Ayrıca kendi evinize girerken, “sanki ülkede sıkı
yönetim, hatta savaş var” izlenimi veren muamelesiyle
kimlik kontrolünün yapılaması ise, insanı ister istemez
düşündürüyor. Özellikle benim gibi duyarlı insanlarında bu
hoş olmayan manzaralar karşısında, yazmak dışında elinden
hiçbir şey gelmiyor.
Dünya’nın
büyük şehirleri ve İstanbul
Londra, Paris, Amsterdam, New York gibi
büyük şehirlerdeki durum İstanbul’dan farklı olmamasına
rağmen, bu şehirlerde sosyal hakların çok gelişmiş
olduğundan ve toplumun neredeyse tamamı eşit haklara sahip
olduğundan, insanların can güvenliği de bizdeki kadar ucuz
değildir.
Ayrıca ülkemizde zenginlerde olan bu
güvenliği sadece sitelerde değil de, üst düzey kamu
görevlilerinde ve patronlarda da görmekteyiz. Bunlar ülke
yöneticileri, başkanlar ve zengin iş adamlarıdır.
“(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne
alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı
kılmaktan ve zekâtı vermekten 'tutkuya kaptırıp
alıkoymaz…”(Nur Suresi.37)
Avrupalı başkanlar, özellikle Hollanda’da
işine bisikletle giden milletvekillerine karşın, Türkiye’de
en küçük kasaba belediye başkanları dahi, neredeyse zırhlı
Mercedes olmadan sokağa çıkamamaktadırlar.
Zengin
iş adamlarının ve ülke yöneticilerinin uzun yıllar
yarattıkları bu gerçeğin faturasını, “yine en çok
kendileri korkuyla yaşayarak, güvenliksiz uyuyamayarak ve iç
huzuru bulamayarak henüz dünyadayken ödemektedirler.”
Diğer taraftan Kuran, zekatını tam olarak
vermeyen, “vergisini ödemeyen” ve haksız kazanç elde
edenleri, ölüm sonrası bekleyen sonu şöyle açıklamaktadır.
“Ki onlar, zekatı vermeyenler ve
ahireti inkâr edenlerdir.(Fussilet Suresi.7)
“…Vay haline o müşriklerin."(Fussilet
Suresi.6)
Peki ülkemizin bir numaralı gerçeği olan,
zengin-fakir ayrımındaki uçurumun dünya üzerinde, neden
Müslüman ülkelerinde daha çok olduğunu düşündünüz mü?..
Bence bunun sebebi, Allah’ın gönderdiği hak
kitaplar doğrultusunda sistemi kuramamaktadır.
Zekat, her Müslüman’ın Allah’ın imtihan
olarak verdiği zenginliğe karşı, fakire vereceği malının
kefareti ve borcudur”. Tüm
zenginler vergisini ve zekatını Allah’ın emrettiği şekilde
vermiş olsaydı ve verilen vergiler de yerini bulsaydı,
ülkemiz ve diğer Müslüman ülkelerde de bu denli zengin-
fakir uçurumu olmazdı.
“Onlar gösteriş yapmaktadırlar,
Ve 'ufacık bir yardımı (veya zekatı)
da' engellemektedirler.”(Ma’un Suresi.6-7)
Hz. Muhammed
(Sav) döneminde yaşanan Asr-ı saadet
“Bu dönem İslam aleminin yaşadığı en
kutlu dönem olarak İslam tarihinde geçmektedir.”
Peygamberimiz’in kısa da olsa ülke yönetimini ele aldığı bu
dönemde, tüm ülke halkı refah içinde yaşamıştır. Bunun tek
açıklaması, Peygamberimiz’in adaletli ve dürüst
politikasındaki yönetimdir. Halkın çoğu Kuran doğrultusunda
zekatını tam olarak vermiştir. Vergi sistemi adil bir
şekilde toplanmıştır. Sonuç olarak kimse bu sistemden
rahatsız olmamıştır. Peygamberimiz’in halk arasında bir
başka adı da “El-Emin’di” yani güvenilir olmasıydı.
Peygamberimiz’in dürüst ve güvenilir olması, İslam
karşıtlarına dahi güven verip, karşı çıkmamalarını sağlamış
ve bu sistemden onlar da faydalanmışlardır. Tüm Müslümanlar
Hz. Muhammed’in yönetimini örnek alıp, halka bu doğrultuda
hizmet yapmakla sorumludurlar.
Şimdi diyeceksiniz ki, Avrupa Müslüman
ülkesi mi ki, zengin- fakir ayrımı bizdeki kadar değildir.
Benim görüşüm, Müslüman olmasına gerek kalmadan, ister
Hıristiyan olsun, ister Yahudi. Bu durum ahlaki bir
eğitimdir. Nerde kaldı ki, Allah’ın gönderdiği tüm hak
kitaplar, insan haklarını ön planda tutmuştur. Bunun ötesine
çıkıldığında, yani yaradılışa aykırı ahlak gösterildiğinde
karşımıza bu model ülke yönetimleri çıkmaktadır. Burada
Müslüman ülkelerdeki sorumluluk, Kuran’ın açık, açık
fakirlere zekat vermeyi en önemli ibadet olarak almasındaki
önemindendir. Namazdan sonra zekat’ın en önemli ibadet
olarak Kuran’da en çok anlatan ayetlerin başında gelmesine
rağmen, Müslüman ülkelerindeki zengin-fakir arasındaki büyük
fark, anlaşılır gibi değildir.
“Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku
edenlerle birlikte siz de rüku edin.”(Bakara Suresi.43)
SAYFA
BAŞI
www.nuranyelkenci.com
Yazarın
diğer
yazıları:
Varoşlardan
sosyeteye İstanbul
Sen
de Haklısın, Sen de Haklısın, Sen de!
Benim
Duam
Yasakları
Yasaklamak
Filistin’in
Göz Yaşları
Peygamberleri
Rahat Bırakın
Noel
ve Yilbaşı Kutlamaları
Hayal
Gücü Sınırlarının Ötesinde...
Bin
Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
İffetli
Müslüman Türk Kadını ve Örtünme
İnsanın
En Büyük Düşmanı Şeytan
Duada
kararlı olmak
Kuran’da
selamlaşmanın önemi
Allah,
İnsanı hastalıkla da sınar
Haset
ve Kıskançlık
Kilitli
Kapıların Ardındaki Sonsuz Hayat , Cehennem
Sahte
Dünyanın Acıları
Tarihten
Günümüze Sahte Dindarlar
Şeytan
Detayda Gizlidir
İnançla
Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
İnanca
Çağıran Davetler
Hayırlarda
Yarışmak
Zaman
Tüketen Ev Hanımları
Sebeplerdeki
sırlar
Herşeyde
Hayır Görmek
Pişman
Olmadan Önce
Örnek
Müslüman Kadın
Hz. Meryem
Tüm
annelerin, anneler gününü kutluyorum
İnsanları
sinsice kıskacına alan Adamlık dini
Derin
Düşünmek
2005
Dünya Kadın Yürüyüşünde, Müslüman Türk Kadınının
Yeri
SAYFA
BASI
|