VIZYON
Yard. Doç. Dr.
Haldun Çancı
|
|
|
haldun.canci@emu.edu.tr |

Bölgesel İşbirliği Seçeneği
Gelinen aşamada, her şey, herkes tarafından açık-seçik
görülüyor.
ABD ve AB destekli Peşmerge-PKK-DTP koalisyonu iş başında.
Sorun, “intifada” ve Türk-Kürt çatışması biçimine
dönüştürülmeye çalışılıyor.
Mevcut ortamda, Türkiye’nin seçenekleri gitgide azalıyor.
Terör, Türkiye için bir tehdit ve şantaj aracı olarak
kullanılıyor.
Dış odaklar ve onların yerli uzantıları, Türkiye’yi,
istedikleri kıvama getirmek için, masum insanların kanı
pahasına terör kartını devreye sokuyorlar.
Şimdilerde şehre indirilen terörü işaret ederek, ABD,
Türkiye’yi, muhtemel İran saldırısında yanına çekmek istiyor.
İçerdekiler de, yine aynı terörü, bir tehdit ve şantaj
malzemesi yapıp, sözde “kültürel haklar talebi” ile,
bölücülüğe bir tuğla daha koyma telaşında.
Bölücü kesimler için, her yerine getirilen talep, bir yenisini
doğuruyor. İnsanların kafasında: “Bunlara özgürlük ve
demokrasi yaramıyor. Sadece, daha da azdırıyor” fikri
oluşuyor.
Mevcut siyasi irade eksikliğinden kaynaklanan zafiyet,
devletin bütün unsurlarına egemen olmuş durumda.
AB süreci, ülkeyi, kesin bir bölünmeye ve kaosa götürüyor.
Gündem, her geçen gün biraz daha sıkışıyor. Türkiye, kesin bir
yol ayrımına doğru ilerliyor.
Bir şeyler yapmalı
Seçenekler, ya, hızla giden arabanın acilen frene basılarak
durdurulması, ya da, bu yolda ilerleyerek, duvara çarpması ve
parçalanması şeklinde, yalnızca iki şıkka indirgenmiş durumda.
Doğal ve kaçınılmaz olan birinci şıkkın tercih edilmesi
durumunda, yapılması gerekenlerin neler olabileceği konusunda
çeşitli fikirler ortaya konmakta.
Bunlardan, bizim de itibar ettiğimiz bir tanesi, bölgesel
işbirliğini esas alıyor.
Türkiye’nin bugün başına musallat edilen sorun, aslında, işgal
öncesi Irak da dahil edilecek olursa, bölgenin diğer üç büyük
ülkesinin de ortaklaşa yaşadığı bir sorun.
İran, Suriye ve işgal öncesi Irak, bu sorunu tıpkı bizim
yaşadığımız biçimde yaşayan ülkeler.
Irak’ın sorunu, Amerikan işgali sonrasında biçim değiştirmiş
olmasına rağmen devam ediyor. Hatta, sorun, iktidara
getirilmiş durumda.
Ancak, bugün için, İran’ın, Suriye’nin ve Türkiye’nin
sorunları büyük oranda benzeşiyor.
Dolayısıyla, bu üç komşu ülke, ortak (bölücülük) sorunlarının
çözümü noktasında işbirliğine gitmek zorundadırlar.
Zaten, İran, PKK’ya karşı ciddi bir operasyon başlatmış
durumda. Bu operasyonda önemli başarılar elde ettiği yönünde
haberler de geliyor.
Bugüne kadar, dost ve müttefik bildiğimiz AB ve ABD’nin,
bölücülük konusunda, başımızı sürekli belaya sokan, iki yüzlü
tavırları ve bölücülük konusundaki mevcut sıkışmışlığımız göz
önüne alındığında, İran’ın yaptığı, yabana atılır gibi
değil.
Bu eylemi ile İran, bu konudaki zorunlu işbirliğinin sinyalini
veriyor.
Suriye de, böyle bir işbirliğine dünden hazır görünüyor.
Bu çerçevede, söz konusu bölge ülkeleri, bir araya gelerek,
bölücülükle ilgili ortak tavır ve siyaset belirleyebilirler.
Hatta, bu ortak tavrı, kendilerini yine eşit oranda
ilgilendiren ve tehdit eden, Irak konusunda da ortaya
koyabilirler.
Amerikan propaganda makinesinin, bugünlerde, birbiri için
birer tehditmiş gibi sunduğu ve birbirine düşürmek için büyük
çaba sarf ettiği bölge ülkeleri arasında, çeşitli işbirliği
olanakları doğuyor.
Bu yönde bir hareket, Atatürk döneminin, bölgesel işbirliğine
dayalı dış politikasına da uygun düşüyor. Her zaafa düşen
siyasal sistem, kuruluş dönemi uygulamalarına dönebilirse
kurtuluyor. Yoksa, zafiyet daha da büyüyor ve tüm bünyeyi
sarıyor.
Bu konuda, söz konusu ülkelerin rejimlerini beğenmiyor
oluşumuz ve geçmişte yaşanan kimi olumsuzluklar, göz ardı
edilebilmelidir. Her ülkenin siyasal rejimi kendisini
ilgilendirir ve gerektiğinde işbirliği yapmaya engel
oluşturmamalıdır.
Zamanın ruhu, bu bakış açısını gerekli kılıyor.
Hem, rejimlerini beğendiğimiz ve geçmişte olumlu şeyleri
paylaştığımızı sandığımız, sözde müttefiklerimiz, bugün, bize,
neler yapıyorlar bir baksanıza.
Artık, reel politika izlememizin zamanı gelmiştir.
Söz konusu bölgesel işbirliği, eğer gerçekleştirilebilirse,
bölgenin daha büyük diğer devletlerince de desteklenecekmiş
gibi görünüyor.
Bugün dünyada, güç ile düşünsel (ideolojik) hegemonya bir
arada varolmaktadır. Birincisinin olmadığı yerde, ikincisi de
olmuyor.
haldun.canci@emu.edu.tr
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Bölgesel
İşbirliği Seçeneği
AB
Kimin Projesi?
Jakoben
AB’ci: “Baskın, Basanındır”
DP’nin
Son Tavrı ve Düşündürdükleri
Türkiye’nin
AB Yolculuğu
‘Etnik-merkezciliğe’
Karşı ‘Kültürel Görecelilik’
AB
sürecini sürdürebilir miyiz?
Ulusal
mutabakat yönetimi
Medeniyetler
Çatışması: Küreselleşmenin Sonu
Küresel
vatandaşlar
Türkiye'nin
Batı
Sorunu
Bir
Filmin Düşündürdükleri
SAYFA
BASI
|