|

TEHDİDİN
NİTELİĞİ 1
Kimisine göre Güneydoğu sorunu,
kimisine göre terör sorunu kimisine göre Kürt sorunu veya
Kürtçülük sorunu Sorunun adı ne olur ise olsun, sürdürülen
yanlış ve eksik politikalar neticesinde bu mesele Türkiye
için "yaşamsal tehdit" haline gelmiştir.
Yaşamsal tehdit bir ülkenin devlet ve ülkesini varlığını
ortadan kaldırmayı, anayasal rejimi yıkmayı
veya ülke ve milletin bölünmesi sonucunu doğuracak türde
tehdittir. Ülkemiz bugün bölünme ihtimali her geçen gün
biraz daha artan bir ülkedir.
Bu sorunu çözmeyen bir Türkiye'nin diğer sorunlarının
üstesinden gelme ihtimali yoktur. Bu sorun ile yaşamaya
çalışmak, bir maratoncunun yaralı ve kanayan
bir bacak ile koşmaya çalışmasına
benzemektedir. Sonuçta ya maratoncu kan kaybından ölür
ya da bacak kesilir. Türkiye, bu sorunu aşmak zorundadır.
Ancak sorunu aşabilmenin ilk adımı sorunu doğru
teşhis etmek, ikinci aşaması ise sorunu aşabilmek
için gereken doğru adımları atabilecek kararlılığı
büyük bir özgüvenle gösterebilmektir.
Türkiye''de küçük bir grup kendi devlet
ve milletlerine karşı inanılmaz bir kin
besleyen sözde entelektüel aracılığı ile
hakim olan liberal terör, sorunu etnik nitelikli bir Kürt
sorunu olarak 20 seneden bu yana ortaya koymaktadır. Bu
çevreler, sorunun çözümünün bir demokrasi ve insan
hakları meselesi olduğunu savunmuşlardır.
PKK yandaşları da uzun zaman bu liberal entelektüel
terörün kanatların altına sığınmıştır.
1990'ların sonu 2000'lerin başında ayni çevreler
meselenin çözümünün Kopenhag Kriterleri olduğunu
ileri sürmüşlerdir.
Türkiye'de bütün sorunlarını
olduğu gibi en yaşamsal sorununun çözümünü de
AB tam üyeliğine havale eden zavallı siyasal seçkinleri
aracılığı ile sanal ve ucu açık AB
üyeliği içine itilmiştir. Kopenhag Kriterleri
kabul edilmiştir. Ancak terör durmamış teknik
değiştirerek devam etmiştir. Şimdi liberal
terör Türkiye'ye "siyasal çözüm" önermektedir.
Siyasal çözümden kasıt, Türkiye Cumhuriyeti
devletinin federal bir devlete dönüştürülmesi ve Türk-Kürt
devleti olarak tekrar kurulmasıdır.
Şimdiye değin, liberal terörün
kanatları altına giren PKK'cılar ya da onların
kentlerdeki kravatlı uzantıları artık
kendilerini insan hakları ve demokrasi söylemlerinin ardına
gizlemeye gerek görmeden "söz konusu olan egemenliğin
ve devletin paylaşımıdır" demekte,
"milletlerin kaderlerini tayin hakkından"
bahsetmektedirler. Siyasal ve bürokratik otorite liberal terörün
ve onların arkasındaki dış güçlerin baskısı
altında çökmüş, ne yapacağını
bilemez haldedir. Aslında bir çoğu, Türkiye'nin
federalleşmesine razı olma noktasına gelmiştir
ancak bu görüşü nasıl Türk milletine "pazarlayacağına"
karar verememiştir. Türk milletinin büyük tepkisinden
korkulmaktadır.
Türkiye, yaşamsal tehdidi tasfiye edebilmek için elinde
kalan son on seneye girmiştir. Bu on sene "Cumhuriyetin En Uzun On
Yılıdır". Bu on senenin ilk yıllarından
geçerken beyinleri Türkiye'nin mozaik olduğu tezi ile
yumuşatılmış, kulak memesi kıvamına
getirilmiş olan Türk siyasal elitinin bir kısmı,
Anadolu'nun kimliksizleştirilmesi ve Türksüzleştirilmesi
olan "Türkiyelilik" tezini Türk halkına
satmaya çalışmaktadır. Durumun ne kadar vahim
olduğunu milliyetçi bir partinin genel başkanının
baş danışmanının dahi "Türkiye'de
Türkler azınlıktadır" tezini savunması
göstermektedir.
Milli güçlerin artık Türk
devletinin ve Türk milletinin önüne bir kangrene dönüşmüş
ve vücudun geri kalan kısmını zehirleyen
sorunun çözümü için gereken radikal önlemleri koymalarının
vakti gelmiştir. Buna, meselenin niteliğini ortaya
koyarak başlamalıyız. Karşı karşıya
olduğumuz sorun, Türkiye içindeki bazı taktik
zaafların bir komplo çerçevesinde stratejik dış
destekle Türkiye'ye karşı kullanılmasının
ürettiği bir dış saldırıdır.
1984'de PKK'nın açık saldırıları başlamış
olmasına rağmen, Türkiye'ye yönelik açık
saldırı 1965'de bir Sovyet örtülü operasyonu
olarak başlamıştır. 1965'den 2005'e kadar
geçen 40 sene içinde Türkiye'de 40 binin üzerinde insan
terör olayları neticesinde hayatını yitirmiştir.
Hadiselerin yayıldığı alan iki Yunanistan
büyüklüğünde bir alana yayılmış, Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin imkanlarının % 50'si terörü
kontrol altına almak için kullanılmıştır.
Bu süreçte PKK'nın Türkiye'ye 20
yüz yılın başında kiralanarak saldırtılan
Yunan ordusundan çok fazla farkı yoktur. Yunan ordusu
nasıl Türkiye'ye karşı bir noktaya kadar
İngiliz emperyalizmi adına "vekaleten savaş"
sürdürmüş ise PKK'da ilk günden bugüne değin ülkemize
karşı vekalete savaş sürdürmektedir. Durumu
vahim kılan, 20.yüz yılın başında Türkiye'ye
karşı savaşanlar Yunan askerleri idi. 1965'den
bu yana ise Türkiye'ye yönelik saldırıyı yönetenler,
ülkemize ülkemizin çocuklarını devşirerek
saldırmaktadırlar.
07.01.2006
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Tehdidin
Niteliği
1
2006'ya
Girerken Kerkük-KKTC Hattı ya da Çağdaş
Sakarya
Seyyid
Ahmet Arvasi'nin Anısına
"Türk
Milliyetçiliği Ahlaki Bir Zemine Sahiptir"
Taha
Akyol'a açık mektup
21.
Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Kimlik
Meseleleri
Irak
Savaşı Ve Amerikan Sermayesi
Kürtçüler
Yalan Söylüyor
Farklı
Bir Kürt Projesi (mi)?
Kürdistan
projesi
PKK
“Vali”yi Görevden Aldıd
Türk
Subayı Kimdir 2?
Türk
Subayı Kimdir?
Devlet
Yok
Telafer
Dayanışma Komitesi
Muhterem
Paşam
Atatürk
Kanuni
Sultan Süleyman'dan Şahin Bey'e
"AB
Faşizmi" ve Cumhuriyet Bayramı
"Öfke
Baldan Tatlıdır"
SAYFA
BASI
|