·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


AYNA
                                                                               Prof. Dr. Ümit Özdağ
 
bilgi@umitozdag.com



TEHDİDİN NİTELİĞİ 1

    Kimisine göre Güneydoğu sorunu, kimisine göre terör sorunu kimisine göre Kürt sorunu veya Kürtçülük sorunu Sorunun adı ne olur ise olsun, sürdürülen yanlış ve eksik politikalar neticesinde bu mesele Türkiye için "yaşamsal tehdit" haline gelmiştir. Yaşamsal tehdit bir ülkenin devlet ve ülkesini varlığını ortadan kaldırmayı, anayasal rejimi yıkmayı veya ülke ve milletin bölünmesi sonucunu doğuracak türde tehdittir. Ülkemiz bugün bölünme ihtimali her geçen gün biraz daha artan bir ülkedir.
Bu sorunu çözmeyen bir Türkiye'nin diğer sorunlarının üstesinden gelme ihtimali yoktur. Bu sorun ile yaşamaya çalışmak, bir maratoncunun yaralı ve kanayan bir bacak ile koşmaya çalışmasına benzemektedir. Sonuçta ya maratoncu kan kaybından ölür ya da bacak kesilir. Türkiye, bu sorunu aşmak zorundadır. Ancak sorunu aşabilmenin ilk adımı sorunu doğru teşhis etmek, ikinci aşaması ise sorunu aşabilmek için gereken doğru adımları atabilecek kararlılığı büyük bir özgüvenle gösterebilmektir.

    Türkiye''de küçük bir grup kendi devlet ve milletlerine karşı inanılmaz bir kin besleyen sözde entelektüel aracılığı ile hakim olan liberal terör, sorunu etnik nitelikli bir Kürt sorunu olarak 20 seneden bu yana ortaya koymaktadır. Bu çevreler, sorunun çözümünün bir demokrasi ve insan hakları meselesi olduğunu savunmuşlardır. PKK yandaşları da uzun zaman bu liberal entelektüel terörün kanatların altına sığınmıştır. 1990'ların sonu 2000'lerin başında ayni çevreler meselenin çözümünün Kopenhag Kriterleri olduğunu ileri sürmüşlerdir.

    Türkiye'de bütün sorunlarını olduğu gibi en yaşamsal sorununun çözümünü de AB tam üyeliğine havale eden zavallı siyasal seçkinleri aracılığı ile sanal ve ucu açık AB üyeliği içine itilmiştir. Kopenhag Kriterleri kabul edilmiştir. Ancak terör durmamış teknik değiştirerek devam etmiştir. Şimdi liberal terör Türkiye'ye "siyasal çözüm" önermektedir. Siyasal çözümden kasıt, Türkiye Cumhuriyeti devletinin federal bir devlete dönüştürülmesi ve Türk-Kürt devleti olarak tekrar kurulmasıdır.

    Şimdiye değin, liberal terörün kanatları altına giren PKK'cılar ya da onların kentlerdeki kravatlı uzantıları artık kendilerini insan hakları ve demokrasi söylemlerinin ardına gizlemeye gerek görmeden "söz konusu olan egemenliğin ve devletin paylaşımıdır" demekte, "milletlerin kaderlerini tayin hakkından" bahsetmektedirler. Siyasal ve bürokratik otorite liberal terörün ve onların arkasındaki dış güçlerin baskısı altında çökmüş, ne yapacağını bilemez haldedir. Aslında bir çoğu, Türkiye'nin federalleşmesine razı olma noktasına gelmiştir ancak bu görüşü nasıl Türk milletine "pazarlayacağına" karar verememiştir. Türk milletinin büyük tepkisinden korkulmaktadır.
Türkiye, yaşamsal tehdidi tasfiye edebilmek için elinde kalan son on seneye girmiştir.
Bu on sene "Cumhuriyetin En Uzun On Yılıdır". Bu on senenin ilk yıllarından geçerken beyinleri Türkiye'nin mozaik olduğu tezi ile yumuşatılmış, kulak memesi kıvamına getirilmiş olan Türk siyasal elitinin bir kısmı, Anadolu'nun kimliksizleştirilmesi ve Türksüzleştirilmesi olan "Türkiyelilik" tezini Türk halkına satmaya çalışmaktadır. Durumun ne kadar vahim olduğunu milliyetçi bir partinin genel başkanının baş danışmanının dahi "Türkiye'de Türkler azınlıktadır" tezini savunması göstermektedir.

    Milli güçlerin artık Türk devletinin ve Türk milletinin önüne bir kangrene dönüşmüş ve vücudun geri kalan kısmını zehirleyen sorunun çözümü için gereken radikal önlemleri koymalarının vakti gelmiştir. Buna, meselenin niteliğini ortaya koyarak başlamalıyız. Karşı karşıya olduğumuz sorun, Türkiye içindeki bazı taktik zaafların bir komplo çerçevesinde stratejik dış destekle Türkiye'ye karşı kullanılmasının ürettiği bir dış saldırıdır.
1984'de PKK'nın açık saldırıları başlamış olmasına rağmen, Türkiye'ye yönelik açık saldırı 1965'de bir Sovyet örtülü operasyonu olarak başlamıştır. 1965'den 2005'e kadar geçen 40 sene içinde Türkiye'de 40 binin üzerinde insan terör olayları neticesinde hayatını yitirmiştir. Hadiselerin yayıldığı alan iki Yunanistan büyüklüğünde bir alana yayılmış, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin imkanlarının % 50'si terörü kontrol altına almak için kullanılmıştır.

    Bu süreçte PKK'nın Türkiye'ye 20 yüz yılın başında kiralanarak saldırtılan Yunan ordusundan çok fazla farkı yoktur. Yunan ordusu nasıl Türkiye'ye karşı bir noktaya kadar İngiliz emperyalizmi adına "vekaleten savaş" sürdürmüş ise PKK'da ilk günden bugüne değin ülkemize karşı vekalete savaş sürdürmektedir. Durumu vahim kılan, 20.yüz yılın başında Türkiye'ye karşı savaşanlar Yunan askerleri idi. 1965'den bu yana ise Türkiye'ye yönelik saldırıyı yönetenler, ülkemize ülkemizin çocuklarını devşirerek saldırmaktadırlar.

07.01.2006

SAYFA BAŞI

Yazarın diğer yazıları:


Tehdidin Niteliği 1
2006'ya Girerken Kerkük-KKTC Hattı ya da Çağdaş Sakarya
Seyyid Ahmet Arvasi'nin Anısına
"Türk Milliyetçiliği Ahlaki Bir Zemine Sahiptir"
Taha Akyol'a açık mektup
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Kimlik Meseleleri
Irak Savaşı Ve Amerikan Sermayesi
Kürtçüler Yalan Söylüyor
Farklı Bir Kürt Projesi (mi)?
Kürdistan projesi
PKK “Vali”yi Görevden Aldıd
Türk Subayı Kimdir 2?
Türk Subayı Kimdir?
Devlet Yok
Telafer Dayanışma Komitesi
Muhterem Paşam
Atatürk
Kanuni Sultan Süleyman'dan Şahin Bey'e
"AB Faşizmi" ve Cumhuriyet Bayramı
"Öfke Baldan Tatlıdır"

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Prof. Dr. Ümit Özdağ
Tehdidin Niteliği 1
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Kuş Gribi ve Bilime Verdiğimiz Önem
Mahmut Aşkar
Utanmak
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
Yakup Yurt
Kurban Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler
Şefik Kantar
Ey Alman, Titre ve Kendine Dön !
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Enerjimizi Ulusal Sorunlarımızın Çözümüne Harcayalım
Ayten Kılıçarslan
Türkler şiddet kurbanı
Hidayet Kayaalp
İletişim Kavşağının İşaret Levhaları: İlgi Kalıpları
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
M. Ali Aladağ
Moderniteye Direnen Değerlerimiz
Yılmaz Kuzucu
Aküyü doldurmak
Ali Kılıçarslan
İlk kadın başbakan
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Üzeyir Lokman Çaycı
Siyah Çelişkiler
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç