VIZYON
Yard. Doç. Dr.
Haldun Çancı
|
|
|
haldun.canci@emu.edu.tr |

Ermeni Meselesinde İş Çığırından
Çıkıyor
“Ermeni soykırımı” iddiası, büyük oranda, Yahudilere
benzeme çabası içerisindeki Ermeni diasporasının
senaryolaştırdığı bir iddiadır.
Soykırım mağduriyetinin, Yahudilere sağladığı inanılmaz
güce imrenen Ermeniler, bulundukları her yerde, “soykırım”
efsaneleri oluşturmuş ve inatla savunmuşlardır.
Bu nedenle, Ermeni iddialarını konu alan filmler, yoğun
biçimde, Yahudi soykırımına göndermelerde bulunmakta ve bu
soykırıma çağrışım yapacak enstantaneler içermektedir.
“Ermeni soykırımının”, Birinci Dünya Savaşı’nda
gerçekleştirilmiş olduğunun iddia edilmesine rağmen, İkinci
Dünya Savaşı’ndan epeyce sonra bir tabu haline getirilmiş
olması da bu yüzdendir. Daha doğrusu, 1910’lu yıllarda,
“soykırım” diye bir kavram bile mevcut değildir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası, soykırım mağduriyetinin
prim yaptığını ve işe yaradığını gören Ermeniler, hemen
kolları sıvamışlardır.
Bu konuda, ilk özenti, en açık biçimde, Amerikan
Ermenileri arasında ortaya çıkmıştır. Onlar da, tıpkı, aynı
toplumu paylaştıkları Yahudi lobisi gibi güçlü ve etkin
olmanın yolunun, onların sahip oldukları imajın aynısını
edinmekten geçtiğini görmüşlerdir.
Bu konuda da, kullanabilecekleri bir hikaye olarak,
babalarının ya da dedelerinin, ihanet içerisinde oldukları
için, son döneminde Osmanlı’dan yedikleri zorunlu göç
cezasını anımsamışlardır.
Zira, kimi dedeler ve babalar, 1910’larda
sergiledikleri, düşmanla işbirliği tavrından çok,
kendilerine uygulanan tehciri (population transfer),
torunlarına ve evlatlarına abartılı bir biçimde anlata
gelmişlerdir.
Tüm efsane, bu hikaye üzerine kuruludur.
“Soykırım” efsanesi, Ermenilerin kendi ulusal
bütünlüklerini ayakta tutabilmelerinin önemli bir miti
haline gelmiştir.
Türkiye’den olası toprak ve tazminat talepleri de,
Ermeni tarafının iştahını kabartan diğer bir unsuru teşkil
etmektedir.
Fakat, Sorunu Bu Hale Getirenler Ermeniler Değildir
Ancak, “soykırım” efsanesine bağlılıklarını inatla
sürdürmüş olmalarına rağmen, bugün, Türkiye’nin bu konuda
itildiği konumdan, Ermeni diasporası sorumlu değildir.
Ermeni iddiaları konusunda, uluslararası arenada
yaşadığımız sorun, Batılı emperyalistlerin, bu konuyu,
Türkiye üzerinde bir şantaj aracı olarak kullanmak
istemeleri sonucunda ortaya çıkmıştır.
Tarihsel olarak, 1915 efsanesinin arkasında, özellikle,
belki de kendi bazı eski suçlarını örtme çabası içerisinde
olan, İngiltere ve ABD vardır.
“Ermeni soykırımı” iddiası, Batılı emperyalistlerin,
Türkiye ile yaptıkları pazarlıklarda kullandıkları bir baskı
unsuru ve pazarlık kozuna dönüşmüştür.
Bazı mahfiller de, Türkiye’yi yanlarına çekebilmek
için, aynı kartı kullanmaktadırlar.
Burada niyet, Türk ulusunu psikolojik baskı altına
almak, etkisizleştirmek ve çözmektir.
Böylelikle Türkiye, daha kolay yönlendirilebilir bir
ülke haline gelmektedir.
Doksan yıl öncesine dayanan bir efsanenin
hesabının, bugün, altıncı ve yedinci kuşaklara ödettirilme
çabasının ortaya çıkardığı bu komedinin, başka bir
açıklaması yoktur.
Batının, hem geçmişte, hem de bugün, elleri
mazlum kanına bulaşmış ülkelerinin, kendi yaptıklarını
unutup, Türkiye’ye karşı “soykırım” kartını açık
tutmalarının başka bir izahı olamaz.
Türkiye’nin Yapması Gerekenler Nelerdir?
Türkiye bu blöfü görmeli ve bu kozu
geçersiz hale getirmelidir.
Bu konuda bugüne kadar takip edilen, boynu bükük
ve edilgen tavra son verilmelidir.
Aslında, daha ilk ASALA cinayetleri ortaya
çıktığında, dünyayı ayağa kaldırmak gerekiyordu.
Ermeni meselesinde karşılaştığımız aşağılayıcı
durum, aslında, Batının yanaşması olma sevdamızın bir
sonucudur.
Bu sevdadan vazgeçtiğimiz gün, Ermeni sorunu da,
bugün yaşadığımız birçok sorun gibi ortadan kalkacaktır.
Son altmış yıldır iyiden iyiye unuttuğumuz,
Batıya karşı tavır alabilme ve misilleme yapabilme
geleneğimizin kısmen anımsanması bile, bu tür sorunları
çözmeye yetecektir.
Taksim’in, Kızılay’ın, Ulus’un, Konak’ın uygun
yerlerine, hemen, Irak soykırımı, Kızılderili soykırımı,
Vietnam soykırımı, Cezayir soykırımı, Japon soykırımı,
Hintli soykırımı, Libya soykırımı, Tatar soykırımı, Boşnak
soykırımı, Zenci soykırımı anıtları dikilmelidir.
Bunu, TBMM’den geçireceğimiz, söz konusu
soykırımları tanıma kararları izlemelidir.
Ardından, BM’de, geçmişte dünyada yapılmış tüm
soykırımlar için tazminat mahkemeleri kurulması ile ilgili
girişim başlatılmalıdır.
Soykırım konusunda hassas olan Batılı ülkelere,
geçmişe yönelik kendi suçlarını örtme yerine, bu suçların
bedelini ödeme olanağı tanınmalıdır.
Arayı hiç soğutmadan, kurgusal “Ermeni
soykırımını” tanıyan ülkelerle, diplomatik ilişkiler askıya
alınmalıdır.
Bu ülkelerden yapılan ithalat durdurulmalıdır.
En azından, toplum tarafından, bu ülkelerden ithal edilen
mallar, süresiz boykot edilmelidir. Bu tutum, aynı zamanda,
mevcut dış ticaret açığımızın kısmen azalmasına da fayda
sağlayacaktır.
Türk tarafında, mevcut iktidar döneminde, tüm
diğer ulusal konularda olduğu gibi, Ermeni meselesinde de
yaşanan dağınıklık ve bölünmüşlük, hemen ortadan
kaldırılmalıdır. Türk tarafı, netlik kazandırılacak ve
güçlendirilecek resmi tezin dışına çıkmadan, tek bir ağızdan
tavrını ortaya koymalıdır.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Türklerin
tamamı, çeşitli etkinlikler çerçevesinde harekete
geçirilmelidir.
“Soykırım” olmadığını söylemenin bile suç
sayılmaya başlandığı mevcut ortamda, bu tedbirleri almak
kaçınılmaz hale gelmiştir.
“Artık Yeter” Diyebilmeliyiz
Kurgusal soykırım iddialarını, artık
tartıştırmayan Batılı ülkeleri ikna için, bilimsel tez ve
kanıtlar peşinde koşmanın da bir anlamı kalmamıştır.
Yukarıda da belirtildiği gibi, kimsenin derdi,
hakkın ve hukukun tecellisi değildir.
Söz konusu soykırım iddiasının kendisi de, Türk
tarafının ona karşı takındığı zayıf ve sistemsiz retçi tavır
da, kabak tadı vermeye başlamıştır.
Hele hele, kimi eksantrik olma, kimi de dış
fonlardan aldıkları paraları hak etme çabası içindeki bazı
sözde aydınların, sırf AB öyle istiyor diye, bir ulusun
ecdadını soykırımcı-katil ilan etme cüretini gösterebilmiş
olmaları, ne demokrasi, ne de bilimsellik adına savunulması
mümkün olmayan bir durum meydana getirmiştir.
İç kaynaklı ihanetin başı derhal ezilmelidir.
Açıkça tespit edildiğinde bile şahsi bir suç
olarak kabul edilen soykırım suçu, hele hele kanıtsız ve
ispatsız olduğunda , koskoca bir ulusu, bir asır sonra
suçlamak için asla kullanılamaz.
Ciddiyetten uzak bu tür bir suçlamaya verilecek
yanıt: “Soykırım şahsi bir suçtur. Kimler bu suçu işlemiş
ise, gidip bulun, tutup yargılayın, suçunu kanıtlayın ve
cezasını da verin” olmalıdır.
Hukukta suçun şahsiliği ilkesi vardır. Bugüne
kadar kim, yedi kuşak önceki dedesinin işlediği iddia edilen
bir suçtan sorumlu tutulmuştur?
Bu tür saçmalıklar, Batı tarafından birer
dayatma olarak önümüze konan, Kıbrıs, Ege, Güneydoğu, vs.
gibi konularda da aynen görülmektedir.
Bu sorun ve dayatmaların tümünden birden
kurtulmanın tek bir yolu vardır. O da, Batı ile tek yönlü
bağımlılık ilişkisi yerine, karşılıklı çıkar ilişkisi
kurmaktır.
Yani, olmayan Ermeni soykırımını reddedip durmak
yerine, AB dayatmalarını ve ABD vesayetini reddetmeye
başladığımızda sorun çözülecektir.
Her şey, kendi ayaklarımızın üzerinde durma
iradesinin ortaya konabilmesine bağlıdır.
haldun.canci@emu.edu.tr
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Ermeni
Meselesinde İş Çığırından Çıkıyor
İran,
Türkiye'nin düşmanı mı?
Bölgesel
İşbirliği Seçeneği
AB
Kimin Projesi?
Jakoben
AB’ci: “Baskın, Basanındır”
DP’nin
Son Tavrı ve Düşündürdükleri
Türkiye’nin
AB Yolculuğu
‘Etnik-merkezciliğe’
Karşı ‘Kültürel Görecelilik’
AB
sürecini sürdürebilir miyiz?
Ulusal
mutabakat yönetimi
Medeniyetler
Çatışması: Küreselleşmenin Sonu
Küresel
vatandaşlar
Türkiye'nin
Batı
Sorunu
Bir
Filmin Düşündürdükleri
SAYFA
BASI
|