|
OLAYLAR Mehmet
Ali Aladağ
|
|
|
aladag@turkpartner.de
|
Dünyaya
Çekidüzenden
Önce...
Bir telaşa
içinde koşuyor, koşturuyorsunuz. Onu halledeyim,
bunu bitireyim derken kendiniz halloluyor ve bitiyorsunuz.
Dizginler elinizden çıkmış, güya sizin
mutluluğunuz için kurulan sistem, hayatın gereksiz
tüm yükünü sırtınıza vurmuş, sizi çatlatırcasına
kamçılıyor. Karı-koca, çoluk-çocuk herkes
arkadaşa, komşuya, hem dosta ve hem de düşmana
karşı yarış halinde. Herkes kafasındaki
hedefe bir an önce ulaşma mücadelesi verirken, ne kadar
hızlı ilerlese de o noktayı hiçbir zaman
yakalayamaz çünkü; vardığını zannettiği
noktadan itibaren ufukta daha cazip hedefler görmeğe başlayacaktır.
Neticede hedef; bu düzenin çarkına takılan
insanların bittiği yerdir.
O halde; sizin rızanız olmadan, size dayatılan
hayat tarzının çarklarına sakın ola
kendinizi kaptırmayın! Bu sistemin içinden biri
olarak, bu sistemi değiştirmeğe yeltenmek gibi
bir komediliğe de alet olmayın! Zaman zaman dünya
telaşesinin tam da ortasından, kendinizi insan öğüten
dişlilerin arasından çekip alarak bir köşeye
oturtun ve sorgulayın: Hayatın, yaşamanın
gayesi, sırrı ve öncelikleri nedir? Siz mi mal-mülk
için varsınız, yoksa?... Tükettiğiniz,
eskittiğiniz eşya mı, yoksa bir arabadan, bir
parça bezden daha dikkatsizce tüketilen ömrünüz mü? Siz
bu dünyaya arabanızın, paranızın, binanızın
bekçiliği için mi geldiniz? Siz kapitalin, eşyanın
kölesi misiniz? Hayır! Eğer isterseniz, “ben”i
(ego) aşabilirseniz, siz hür bir insansınız!...
Arzu ettiğiniz hayatın değişikliğine
kendinizden başlayınız efendim...
İnsanlarla münasebetleriniz nasıl? Bardak size göre
yarıya kadar dolu mu, yoksa boş mu? Günün birinde
arasıra görüşebildiğim eski arkadaşlardan
birisi işyerime uğradı. Dostlar çevresinden
birisi de aynı insanı yıllardır tanıyordu.
O gidince, diğer dostum bana, o arkadaşı bir türlü
sevemediğini itiraf ettikten sonra; seviyor musun bunu,
dedi. Benim sevilmeyecek birçok tarafım olduğu gibi,
o arkadaşımızın da tasvip edilemeyecek yönleri
vardı. Fakat buna rağmen ben bu insanı olduğu
gibi kabul ederek seviyordum. Yanımdaki dosta da aynısını
aktardım, kafa salladı, cevap vermedi. Ne demişler:
Hatasız insan arayan dostsuz kalır.
İstersek, her insanın muhakkak sevilecek bir tarafını
buluruz. Herkesi kendinize benzetmeğe kalkışarak,
çevrenizdekilerin (her insanda olduğu gibi sizde de olan)
menfiliklerine kafanızda öncelik tanıyarak
dostlukları düşmanlığa dönüştürmeyin.
Kucaklayan, selam veren, etrafına tebessüm saçan siz
olun, büyüklük sizde kalsın. Elinizin havada kalacağını
bilseniz bile, “merhaba!” deyin, dostluklar pekişsin,
husumet yok olsun. Önce kendiniz ve çevrenizle barışı
sağlamadan, dünya barışından söz etmeyin,
gülünç olursunuz. Yakın dost ve arkadaşlarınızda
sevgi ve muhabbetinizi imtihana tabi tutmadan piyasaya çıkmayın;
samimiyetinizden şüphe ederler.
İnsanın (eğer hakettiyse) teşekküre,
tasdike ihtiyacı olduğu gibi eleştiriye de
iytiyacı vardır. Dostca kritiği bile kaldıramayanların
başkalarını eleştirmesi kabul görmez. Teşekkürü
insanlardan esirgeyenlerin, şükretmesi çok zordur.
Nefsinizin gölgesinde kalan şahsınız, şahsiyetleri
kabullenmekte zorlanır. Kabul görmek isteyenler, önce
kabul etmesini öğrenmelidirler. Dünyayı ateşe
verenler; insanlığın en güçlü, en akıllı
ve en haklı olduklarını zanneden
‘aptaldeli’lerdir. Kendinize aşırı güven,
sizin fikren ve fiziken mağlubiyetinizi hazırlar,
hem kendinize hem çevrenize sevimsiz kılar. Yakıp-yıktığınız,
kırıp-döktüğünüz enkaz yığınının
zirvesi, ulaşabildiğiniz en yüksek mevkiniz olur.
Neronların hakim oldukları dünyadan şikayetçi
olanlar, neronluktan vazgeçmelidirler.
Dünyanın gidişatından memnun olmayan, dünyaya
çekidüzen vermeğe yeltenenler, bu işe önce
kendilerinden başlamalıdırlar. Zira, kâinatın
değişimi insanın değişimiyle, insanlığın
kurtuluşu ise, insanın kurtuluşuyla başlar.
Yazarın
diğer
yazıları:
Dünyaya
Çekidüzenden
Önce...
Oyuna
Gelmemek
Cavanlık
Bir Uçar Kuştur
Kocalık Bir Naçar İştir
Varılmaz
menzile bu gidişle
Bomba
yağar başıma
Gurbet
düğünleri
ALSAK
MI, ALMASAK MI?
Terörizmle
kolonizm arasında
SAYFA
BASI
|