|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
Türklerin
Türklüğü
Bu millet tarihin
kaydedildiği mekânlarda bulunmasayadı ve tarihe yön
veren milletlerden birisi olmasaydı, bugünkü kadar Türklükle
uğraşılmayacaktı. Diğer bir sebep de;
bildiği güzergâhda hedefe doğru yol alırken,
tamiratttan dolayı mecburen yol değiştirerek
talî yollara sapıp da bir türlü anayola tekrar çıkamayan
sürücünün akibetine benzemesinden dolayıdır ki,
tarih sürecinde 1.Dünya Savaşı’nın
patlak vermesi ve ardından Osmanlı Devleti’nin
çöküşü, bu manada “inşaattan dolayı”
yolun kapanması ve talî (yan) yollara sapılması
gibi bir vakıadır. Başka bir ifadeyle; o zamana
ve o yere kadar aynı kervanla yolculuk yapanların
ondan sonra yolları ayrıldı.
İster Fransız İhtilâli’yle başlayan,
ister İmparatorluğun dağılma sürecine
girmesiyle deyin; bugünkü Türkiye topraklarına sıkışıp
kalan Osmanlı mirasçıları, kimlik tesbiti veya
arayışında Türklük kavramı üzerinde
karar kıldılar. Baskıcı
dönemlerde fazlaca kamuoyunu işgal etmeğen
millî kimlik, azınlık kimliği, vatandaşlık,
Türklük gibi kavramlar son yıllarda içerde ve dışarıdaki
kasıtlı müdahalelerin de tesiriyle hem ülke gündemini,
hem de kafaları meşgul ediyor. En milliyetçisinden
en sosyaldemokratına kadar ve en Kemalistinden en
muhafazakârına kadar herkes, körün fili tarif ettiği
gibi Türklüğü tarif edegelmiştir. Tabii ki tarihî
tecrübelerimizden ilham alarak meseleye akl-ı selim çözümler
getirenler de vardır ama dinleyen kim?.. Dinlemek
istemeyenlerin bir kısmı, adeta “dinlersek dindar
oluruz” korkusundayken; bir kısmı da, “dinlersek
dinden çıkarız” vehametine kapılmaktadırlar.
Çünkü; meselenin bir ucu Türklüğe, diğer ucu da
İslâmiyet’e dayanmaktadır. Bunun neticesi ise; ülke
gerçeklerini ve değer yargılarımızı
gözardı eden, içi doldurulamamış, bağnaz
bir yaklaşımdan dolayıdır ki, gelişmeler
karşısında hazırlıksız yakalanmışızdır:
Bir kesim, etnik kökenine bakılmaksızın Türkiye’de
(bazı gayri müslimler hariç) yaşayan herkesi biraz
tepeden inme bir yöntemle Türk kabul ederken, başka bir
kesim veya siyasî görüş; T.C Vatandaşlığı’nda
karar kılıyor. Aradaki fark, ancak kişinin
niyetine veya siyasetine göre belirginleşebilir. Nasıl
ki Almanya’da Almanlar, İngiltere’de İngilizler,
Amerika’da Amerikalılar ve Kanada’da Kanadalılar
millet olarak varsa, Türkiye’de de Türkler vardır. Bu
isimler altındaki milletler, değişik ırk
ve kültürlerden gelmiş olabilirler. Nitekim
Almanya’da sadece 600 bin cıvarında Türk kökenli
alman vatandaşı vardır ve bunlar yeri geldiğinde;
ben Türk kökenli Almanım veya Alman vatandaşıyım,
diyebilmektedir ki, doğrusu da budur. Dünyanın dört
bir yanından göç alan Kanada ve A.B.D gibi ülkelerdeki
insanlar, ben Kanadalıyım veya Amerikalıyım
demiyor mu?... Tıpkı zamanında her dinden ve
milliyetten insanların, “ben Osmanlıyım”
dediği gibi.
O halde Türkiye’nin bu konuda sıkıntısı
nerden kaynaklanmaktadır? Buna sayfalar dolusu herkes
kendine göre cevap verebilir. Ama neticede önyargısız
her yaklaşımın mutabık kalacağı
iki nokta vardır: Birincisi; yıllar yılı
ülke gerçekleriyle örtüşmeğen ve Osmanlı’nın
parçalanma dönemindeki şartların doğurduğu
Türklük kavramının hâlâ geçerliliğine
inanan bir bürokrat görüşün kırılamaması.
İkincisi ise; gelişmiş ülkelere kıyasla,
millet olarak fakirlik zincirini kıramayışımızdır.
İşsizlik ve aşsızlık, meselenin her
zaman istismar edilmesine zemin hazırlamaktadır.
Alman veya Amerika vatandaşı olmanın avantajlarını
Türkiye vatandaşı olarak ülke insanımız
da yakalamış olsaydı, belki bu gibi şeyler
konuşmaya değer bile bulunmayacaktı.
İmparatorluk içerden ve dışarıdan müdahalelerle
iyice zayıflatılıp çökme noktasına geldiğinde
de, tüm azınlıkların
başkaldırması ise madalyonun diğer yüzü.
Buradan da çıkarılacak dersler vardır: Hem müreffeh
ve hem de güçlü olmak!
Bir Alman veya Fransız pasaportu cebine koyan dünyanın
her tarafını gezerken sınır kapıları
ardına kadar açılır. Bizim gibi cebinde Türk
pasaportu taşıyanlar da, vize kuyruklarında çile
doldururlar. “Her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe
ihtiyacımız var” cümlesiyle bildik konuşmasına
başlayanlar, temennilerinin yerine gelebilmesi için önce
bu konuyu mesele olmaktan gündemimizden düşürsünler!
Birlik ve beraberlik, yüksek makamlardan atılan
nutuklarla ve dayatmalarla değil, devletin vatandaşıyla
bütünleşmesi, aydınların halkıyla anlaşabilmesiyle
mümkündür.
A.B.D. neredeyse bir dünya imparatorluğu peşindeyken,
kıta Avrupası da şimdilik AB denilen, Avrupa
Birleşik Devletleri’ni gerçekleştirmek üzereyken,
Rusya, Çarlık ve Komünizm imparatorluklarından
sonra tekrar aynı minval üzere birçok milletleri ve
devletleri kendi hegemonyası altında cebren tutmaya
devam ederken, hem Türkiye hem de diğer Ortadoğu
devletleri kavim ve kabileler düzeyinde hâkim güçlerin
yemi olabilmesi için küçük lokmalar haline dönüştürülmektedir.
Başka bir ifadeyle; bizim imparatorluğumuzu yıkanların
kendileri yeni imparatorluklar peşindedirler.
Ülkemiz insanlarının alt kimliklerini koruması,
bir kültür zenginliğidir. Fakat etnik, mezhebî
farklılıkları üste taşıyarak
bölücülüğe sebebiyet vermesine, kimseye fayda sağlamayacağı
için asla fırsat verilmemelidir. Ülkemiz ve bölgemiz
üzerinde uygulanan oyunları bertaraf edebilmek için
insanımızın eğitim ve refah seviyesinin yükseltilmesi
şarttır. Hele bu topraklarda İslâm’ın
yeri ve önemini görmemezlikten geldiğinizde, hiçbir
zaman fert ve toplum olarak huzur bulamazsınız.
İlâhî bir mayayla yoğrulmamış, içindeki
farklılıklarından gelen zenginliği bünyesinde
toplamamış Türklüğünüz de bir manâ ifade
etmez! Talî yollardan kurtularak ana yola girerken aynı
yolun yolcuları olabilmemiz, yani kader ve gaye birliği
yapabilmemiz, ancak inanç kaynaklı değerlerimizle
buluşabilirsek mümkün olacaktır. Bu tesbitimizi
anlamakta zorlananlar, 12. ve 13. yüzyılda her dilden ve
milliyetten insanların yaşadığı
Diyar-ı Rum’un (Bizans) Türklere nasıl vatan
olabildiğine baksınlar. İslâm’la barışmadığımız
müddetçe iki yakamız bir araya gelmez!
Türkiye Türklüğü, ırkı esas alan bir kavram
değildir ve olmamalıdır. Farklılıklarımıza
rağmen ortak paydaları olan, aynı gayeler etrafında
toplananların buluştuğu nokta, bir bayrak altında
toplandığımız gibi bu üst-kavramda mutabık
kalabilmeliyiz. Asıl ihtilafımız, bu kavramın
içinin doldurulmasında başlıyor. Ülkenin
tarihî ve kültürel gerçeklerine sırt dönerek, Batılı
kıstaslarla Türklüğü tarif etmeğe kalkışırsanız,
şimdiki karmaşık ortamda boğulup kalırsınız.
Bana karşı neredeyse tanrılık iddia
ederken, kendilerini tanrı yerine koyanların kulluğunu
şeref madalyası gibi göğsünüze yapıştırırsanız,
sizinle de Türklük konusunda anlaşamayız. Herşeyden
evvel, bizim anladığımız manâda insan
olamadıktan sonra...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|