VIZYON
Yard. Doç. Dr.
Haldun Çancı
|
|
|
haldun.canci@emu.edu.tr |

Büyük Karara Doğru
Son yıllarda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk toplumu çok
hızlı bir başkalaşım süreci yaşamaya başladı.
Etrafımızda olup bitenlere baktığımızda, bin yıllık Türk
siyasal kültürünün genel geçer yaklaşım ve teamüllerinin
dışında bazı önemli gelişmelerin yaşandığını görüyoruz.
Yüzyıllardır kemikleşmiş olan, güçlü devlet geleneği, sanki
birden ortadan kalkıyor.
Türk ulus-devleti, küreselleşme çağında, Batı dünyası
dışındaki diğer ulus-devletler gibi tehdit altında. Bu
kadarını anlamak için kahin olmaya gerek yok.
Ancak, tehdit altında olan, yalnızca ulus-devlet modeli değil,
sanki, Türklerdeki geleneksel devlet olgusunun ve algısının
bizzat kendisi gibi görünüyor.
Devlet ve devlet merkezli yaklaşımlar, Türk siyasal tarihinde
hiç görülmediği kadar sorgulanıyor, yargılanıyor ve mahkum
ediliyor.
Bu süreç, ABD’nin de desteklediği, AB sürecinin güdümünde
sürdürülüyor.
Türkiye’de devlete karşı olan bakış açısı gerçekten değişmeye
mi başladı?
Hem de, böyle bir değişimin temel mekanizmasını oluşturacak,
toplumsal bir talep ve toplumsal altyapı olmadan mı bu değişim
gerçekleşiyor?
Hatta, bu değişim, bu kadar hızlı bir biçimde mi kotarılacak?
İddia o ki, devlet merkezli anlayıştan, birey ve toplum
merkezli anlayışa, yani “gerçek demokrasiye” doğru geçiliyor.
Demokrasinin gerektirdiği ‘katılımcı siyasal kültürün’
olmadığı, cemaatlerin, aşiretlerin, mezhepsel, ve etnik
gruplaşmaların toplumu sarmaladığı, yani, bireyin ve sivil
toplumun olmadığı bir yapıda, bu süreci kimler, kimin adına
devam ettiriyor?
Hepsinden önemlisi, bu süreç, demokrasi denen olgunun
dışarıdan zorla dayatılabilecek bir şey olduğu algısı üzerine
mi kurulu?
Yoksa, bütün bunlar birer yanılsama mı?
Zira, hepimiz, bin yıllık siyasal kültürün, devlet geleneğinin
ve teamüllerin, bugünden yarına kolayca değişmesinin mümkün
olmayacağını biliyoruz. Tıpkı, dayatma demokrasilerin, gerçek
demokrasiler olmadığını bildiğimiz gibi.
Gerçek değişişimin, zamanla değişecek siyasal kültürün ve
olgunlaşacak iktisadi-toplumsal altyapının ortaya çıkaracağı
içsel taleplerin baskısı ile, ancak mümkün olabileceğini
bildiğimiz gibi.
Peki, o zaman bugün değişen nedir? Yaşanmakta olan “hızlı
reform süreci” neleri ortadan kaldırmayı ve yerlerine neleri
koymayı amaçlamaktadır?
Yoksa, işin görünmeyen başka boyutları, bazılarının, perde
arkası niyetleri mi var?
Bu gidişe taraftar olanlarla, karşı çıkanlardan hangisi doğru
olanı savunuyor?
Bazılarının, çok iyi ve çok olumlu olarak tanımladıkları
mevcut gidişat devam edecek mi?
Yoksa, işin sonuna doğru mu yaklaşıyoruz?
Ülkenin, “reform” adı altında deforme edilmesi süreci nerede
durdurulabilecek?
Bu soruların yanıtlarının tamamından, biz, sokaktaki insanlar
sorumluyuz.
Bu soruların yanıtları, bu ülkeyi yönettiği sanılan kadrolara
bırakılamayacak kadar hayati.
Çünkü, bu konuların hepsi, bizim ve çocuklarımızın geleceği
ile çok yakından ilgili.
Bu sürecin, bu biçimde daha fazla devam edip etmeyeceği
konusundaki kesin karar günü süratle yaklaşıyor.
Geldiğimiz noktada, ulusça, önümüzde iki farklı yön sapağı
bulunuyor.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, keskin bir yol ayrımına doğru
hızla ilerliyor.
Herkes, safını ve söylemini netleştirme, duruşunu
sabitleştirme aşamasına geldi.
Ulus, büyük bir karar aşamasına doğru yaklaşıyor.
İki seçenek önümüzde duruyor.
Ya istiklâl, ya izmihlâl.
Yani, ya bağımsızlık, ya çöküş.
Karar bizim.
haldun.canci@emu.edu.tr
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Büyük
Karara Doğru
Ermeni
Meselesinde İş Çığırından Çıkıyor
İran,
Türkiye'nin düşmanı mı?
Bölgesel
İşbirliği Seçeneği
AB
Kimin Projesi?
Jakoben
AB’ci: “Baskın, Basanındır”
DP’nin
Son Tavrı ve Düşündürdükleri
Türkiye’nin
AB Yolculuğu
‘Etnik-merkezciliğe’
Karşı ‘Kültürel Görecelilik’
AB
sürecini sürdürebilir miyiz?
Ulusal
mutabakat yönetimi
Medeniyetler
Çatışması: Küreselleşmenin Sonu
Küresel
vatandaşlar
Türkiye'nin
Batı
Sorunu
Bir
Filmin Düşündürdükleri
SAYFA
BASI
|