·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Namus Dairesine Atış

     Üstad Cemil Meriç’i rahmetle anarak, ondan bir iktibasla başlamak istiyorum: “Avrupa Tanzimat’tan beri aynı emelin kovalayıcısıdır: Türk aydınında mukaddesi öldürmek. Mukaddesi yani İslâmiyet’i. Bu mukaddesin yerine kendi mukaddesini aşılayamazdı. Çünkü misyonerin hedefi, Devlet-i Aliyye’yi Hıristiyanlığa kazanmak yani, Devlet-i Aliyye ile bütünleşmek değil, ezeli düşmanını “etnik” bir toz yığını haline getirmekti, istediği kalıba sokacağı şuursuz ve iradesiz bir toz yığını. Kaldı ki İslam’a teklif edeceği bir mukaddesi de yoktu. (Bu Ülke, s.176)”

     Dün Devlet-i Aliyye’ye (Osmanlı İmparatorluğu), daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’ne ve cumhuriyet nesillerine karşı Avrupa’nın bu malum tutumu özünde hiç değişmeden devam etmektedir. Kendi mukaddeslerini, önce kiliseye karşı savaşında galibiyetini ilân ederek, (içindeki) tanrıyı öldürdükten sonra aşk ahlâkını da ayaklar altına almasıyla öldürmüştür. Yine Üstad’ın tesbitiyle, “Aşk da -Tanrı gibi- öldüğüne göre, cinsiyet tek değer. Bezirgân hayâsızlığın üzerine bir şal attı: cinsî bunalım.”. Kendisini tanrı yerine koyan Batılı Aydın, bir taraftan bütün zaafiyetleriyle kendi içinde manevi buhrana düşerken, diğer taraftan aşk yerine şehveti oturtmaya kalkışınca, cinsî  özgürlüğü, cinsi sapıklıkla neticelendi. Avrupalı aydın, manevî-ahlâkî bunalımla birlikte bir de fikrî bunalım içerisindedir. Her yeni “...izm”i çok sürmeden hüsranla neticelenmektedir. Ondört asırdan beri inişleri ve çıkışlarına rağmen İslâmiyet ise, cazibesini muhafaza ederek ve bütün zamanlara meydan okuyarak reçeteler sunmaya devam etmektedir.

     İşte bu istikrarlı gelişme karşısında kendi mukaddeslerini birer birer yok eden Avrupa (Batı) tedirgindir. Kendisi Hırıstiyanlık’tan uzaklaşırken, bizi hıristiyan yapmak gibi bir emelleri zaten olamaz. Gayesi, “ezeli düşmanını etnik bir toz yığını haline getirmek” olan Avrupa, “istediği kalıba sokacağı şuursuz ve iradesiz bir toz yığını”nı yeniden şekillendirmektir. Müslümanı bu yeniden şekillendirme gayretleri; dinle alakası olmayan tüm menfilikleri din kaynaklı gösterip genelleştirerek, dini çarpıtarak, dindarı suçlayarak, töhmet altında bırakarak, güç kullanarak, gafil ve hainleri dünyalıklarla mükâfatlandırma şeklinde cereyan etmektedir.

     3,5 milyon civarında müslümanın yaşadığı Almanya’daki gelişmeleri dikkatle takip edenler bu oyunları rahatlıkla görebilirler. Belli bir süre sonra kolay yutulur bir lokma sandıkları Türk varlığından kaynaklanan hazımsızlığın sancıları yüzlerdeki ifadelerden de okunmaktadır. Müslüman din adamlarına (Katolikler de olduğu gibi) dinî inançlarından dolayı evlenme yasağı konmuş olsaydı, Batı’da tüm İslâm âlemini tefe koyup çalarlardı. Ama bir de başörtüsünde  koparılan fırtınaya bakınız... Ülkemizde bu konuda koparılan fırtınanın Almanya’dakinden daha şiddetli olduğunu da zikretmek mecburiyetindeyim. Kendilerindeki aile içi cinsî (çocuk)  tecavüzlere , kilisedeki din görevlilerinin cinsî sapıklıklarına karşı bir de “töre cinayeti”ni İslâm’la ilişkilendirmelere bakınız...

     “Her sene iki milyon çocuk fahişe olarak çalışmak mecburiyetinde bırakılmaktadır. Kadınlar ve çocuklar birer ticarî mal gibi porno filmleri için pazarlanmaktadırlar. Her sene tahminen 10 bin Alman çocuk seksi için yurtdışına seyahat etmesine rağmen, 1996-2000 yılları arasında sadece 51 kişi hakkında soruşturma açılmıştır. (Heiner Geissler, Was würde Jesus heute sagen?, s.97)”

     Bütün bunların müsebbibi, kendi mukaddeslerini yok ederek cinsi özgürlüğü, cinsi sapıklığa dönüştüren medeniyet anlayışıdır. Bize dayatılan da, bu yolda kendilerini taklit etmektir. Doğu ile Batı veya Hıristiyanlık’la İslamiyet’in karşılaştırılmasında kendini daima üstün gören Batı, mensubu olduğu dinin mükemmelliğinden dolayı üstün değil, mensubu olduğu devletin veya milletin güçlü olmasındandır. Müslüman milletlerin ise güç kaynağı sadece mükemmel bir din olan İslam’dır. Avrupa bunu bildiği için balyozu habire direnç  noktalarımıza indirmektedir ve bunda da pek başarısız sayılmaz.

     Almanya’nın kamu televizyonlarından birisinin en meşhur ve ciddiye alınan bir proğramı için tanıdığım bir Türk ilahiyatçıya telefon edilerek; kendilerine müslümanları temsilen bir din adamına ihtiyaçları olduğunu ve bu konuda yardımcı olmalarını isterler. Mükemmel bir Almancası da olan Türk, kendisini teklif eder. Aldığı cevap, Avrupa’nın nasıl bir müslüman görmek istediğine yeterince açıklık getirmektedir: Hayır, siz ortayol bir İslâm görüşüne sahipsiniz. Bize daha radikal görüşlere sahip olan bir hoca lazım.

     Avrupalının, “Öcü Müslüman”ı canlandıracak yeni Metin Kaplanlara şiddetle ihtiyacı var. Nitekim sözkonusu proğrama “Öcü Müslüman” tiplemesine uygun birisini bulup çıkardıklarını tesadüfen gördüm. Evet, direnç noktalarımızdan birine daha balyoz indirilerek kayadan bir parça daha koparılırken, müslüman doğuluya karşı kendi konumlarını ve taraftarlarını güçlü ve haklı çıkarma yolunda bir adım daha atmışlardı: Görüntüsü, tavırları ve haremlik-selamlık ifadeleriyle Avrupalının her zaman karşı malzeme olarak kullanabileceği bir müslüman “Hoca”... 

     “Birçok şey için yararlı olan bu düşman tablosu, önceleri Batı’da komünizmken bugün İslâm’dır. A.B.D’nin ‘Teröre Karşı Savaş’ namına uygulamaya koyduğu hegemonyal (yayılmacı) emellerinde görüntülü medyanın da etkili bir şekilde desteklemesiyle görüldüğü gibi, bu ‘Öcü İslâm’ görüntüsünün ferdi-psikolojik ve siyasi-sosyal çeşitli görevleri vardır.(Hans Küng, Der İslam, s.30)”. Kimileri bu “görev”lerden bazılarını din adına kadına zulmederek, kimileri de bazen piyon olarak kullanılırken yerine getirmektedirler.

     “İslâm’a teklif edeceği mukkaddesi olmayanlar”ın gayesi, İslâm’ın mukaddeslerini birer birer ortadan kaldırtmaktır. “Karikatür Krizi” de bu istikametteki denemelerden birisiydi fakat ters tepki yaptı. Ama bu sefer özellikle Müslüman-Türk’ü namus dairesinden vurmaya çalışıyorlar: Hz. Peygamber’in Evlilikleri, İslâm’da Kadın Hakları, Namus-Töre Cinayetleri Bakirelik ve illâ da müslüman kadının kılık-kıyafeti!...

     Hem içerideki ahlâksızlığı ve hem de dışarıdan gelen ahlâksızca dayatmaları bertaraf etmenin yolu: İnanç dairesi içinde (töre değil) aşk ahlâkını muhafaza etmek; öz namusunu korumak ve özge namusa göz dikmemektir. İnsanlığın ve kulluğun yani müslümanlığın gereği namus, bizim mukaddeslerimizdendir. Bizde namus; ana gibi, bacı gibi, evlat gibi, yar gibi ve vatan gibi mukaddesdir. Namus vatan için, vatan da namus için korunur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Namus Dairesine Atış
Osman Seçmez
Avrupa Birliği  Türkiye ilişkilerinde farklı perspektivler
Haldun Çancı
Büyük Karara Doğru
Yılmaz Kuzucu
Mayıs Mektubu
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Siyasi ahlak ilkeleri ve yöneticilerimiz!
Ayten Kılıçarslan
Müslüman Kadınlar, Birleşin!
Yakup Yurt
Korku Bahçesinde Sevgi Yeşermez
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Fikret Ekin
İnsan ve İnsan
Ali Kılıçarslan
Dönüş düşüncesi
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Nuran Yelkenci
Benim Duam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirleşme
Şefik Kantar
Her şey hayallerle başlar
Hidayet Kayaalp
Kasıntı Kütürü
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Orhan Aras
Bizi Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
M. Ali Aladağ
Çağdaş Yobazlar
Hasan Kayıhan
Ayrılığın Rengi Hüzün
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç