|
Utangaçlığın yeni adı sosyal fobi
“Kendisinden başka hiç kimseye zararı
olmayan utangaç insanlar... Ya
da tüm topluma zarar veren utanmaz insanlar.”
Öyle rekabetli bir dünyada yaşıyoruz ki,
sessiz sakin ve terbiyeli insanlar artık neredeyse toplum
dışı yapılmak üzere, sanki yok olmaya mahkum edilmişler…
Öyle bir düzen ki yaşadığımız, yarış halinde ve kitleler
üzerinde büyük etkileri olanların dünyasında, “gemisini
kurtaran kaptan” anlayışını zorla da olsa kabul
ettirdiler. Bu yarışta tabiî ki utanmazlar daha da öne
çıkıyorlar.
Utananlar terbiyelerinden dolayı geride
kalarak yalnızlığı seçmek zorunda kalıyorlar. Bu duruma da
doktorlar “sosyal fobi” diyorlar.
Yani “sosyal korku...” Bu korku
tıpkı “yılan korkusu, karanlık korkusu ve yükseklik
korkusu” gibi bir şeymiş… Ve insanları ilaçlarla tedavi
etmeye çalışıyorlar. Oysa tedavi edilmesi gerekenler
utangaçlar değil de, sistem olarak değişmesi gerekenler ve
utanmazların olduğu bir gerçek.
Sizce hangi kesim daha masum, iffetli ve
hayalı?..
Tabiî ki utanan kesim diyeceksiniz. Peki, ne
oldu da tercihler değişti? İçimiz başka dışımız başka ister
olduk.
Hem utanmazlara kızarız. Hem de baş tacı
yaparak onların utanmazlıklarına utanmazlık katarız... Ve bu
davranışlarına da kendine güvenen insanlar olarak önem
kazandırıp hatalarını meşru yaparız.
Ya da büyük küçük demeden yapılan
saygısızlığı ve ukalalığı kendine güven adı altında
onaylarız.
Teknoloji hastalığı sosyal fobi
Son yüzyıldır gelişen bir hastalık olan
depresyon ve bunun yanında son yıllarda keşfedilen bir
hastalık olan “soyal fobi” yani insanlık tarihi
boyunca var olan ve terbiyeli insanların özelliği olan bir
davranışa ve karaktere (utangaçlığa) takılan yeni bir
ad... ”Sosyal Fobi”
Bu teknolojiyle beraber gelişen
hastalıkların en başında geliyor. Çünkü iletişim ve rekabet
çağında yaşıyoruz. Şimdiye kadar var olan utangaçlık
insanların iş hayatlarını ve sosyal hayatları hiç
etkilemezken, hatta varlığından dahi kimsenin haberi yokken;
şimdi yeni bir hastalık ve sorun olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Peki, bu sorunla nasıl baş edeceğiz?
Doktorlar ilaçla
tedavi ve terapi yollarına başvuruyorlar… Ve ilacı bıraktığı
anda hastalığın yani utangaçlığın tekrarlama ihtimalinin çok
büyük olduğunu söylüyorlar. Tabiî ki burada ilaçların sadece
içildiği sürece insanı sarhoş edercesine uyuttuğu bir
gerçek... Yani insanı dünyadan uzaklaştıran ve uyutan bir
yöntem olarak karşımıza çıkıyor.
Terapi ise; akrabalık bağlarının ve komşuluk
ilişkilerinin neredeyse unutulduğu veya menfaatlere
dayandığı bir dünyada yaşamanın verdiği yalnızlıktan dolayı
ihtiyaç duyulan ve terapist ile yapılan paralı bir sohbet
ortamı diyebiliriz.
Bu terapistleri de sanki komşuya gider gibi
sürekli gidemeyeceğimize göre, korkuları nasıl içimizde
kendi kendimize telkinlerle yaşatıyorsak, çareleri de yine
kendi içimizde aramalıyız.
Peki, bu durumda ne yapacağız? Tıpkı bir
atasözü gibi¸ “ya bu deveyi güdeceğiz, ya da bu diyardan
gideceğiz” mi diyeceğiz. Bu diyardan gidemeyeceğimize
göre, geriye bu deveyi gütmek kalıyor. Yani diğerleri gibi
rekabet dünyasında utanmazlığı öğrenmekten başka çare
kalmıyor mu?..
Hayır tabi ki çare var!..
Mademki bu hastalık sosyal korku,
Yani bir şekilde düşüncede oluşan bir duygu, o zaman önce
düşünceyi değiştirmek lazım… Bir şekilde bu korkunun üzerine
cesaretle gitmek lazım...
Cesaret korkmamak değil, korktuğun halde
yola devam etmektir.
Korkuyu yenene kadar üzerine gidip,
defalarca toplumun tam orta yerinde sık- sık bulunmak lazım…
Ya da kendi kendiyle dalga geçerek, bu korkuyla alay etmek
lazım... İnsanları ilahlaştırmadan ve onların da en az
sizler kadar korkuları ve zayıf yanları olduğunu unutmadan
üzerlerine gitmek lazım…
En önemlisi de
Allah’tan başka ilah olmadığı gerçeğini unutmamak lazım.
İnsanların insanları ilahlaştırmalarından
dolayı kendi kendilerine zulmettiklerini Kuran ayetleri
bizler şöyle haber verir:
“Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle
zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar.”
(Yunus Suresi, 44)
“…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın
zikriyle mutmain olur.”
(Ra’d Suresi,28)
“Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; …
”(Bakara Suresi.163)
SAYFA
BAŞI
www.nuranyelkenci.com
Yazarın
diğer
yazıları:
Utangaçlığın
yeni adı sosyal fobi
Her
İşin Başı Eğitim Nedir?
Konuşamıyoruz
Çünkü Okumuyoruz
Güçlünün
Değil Haklının Sözü
Yaşama
Sevinci
Mutfaktaki
İsraf
Varoşlardan
sosyeteye İstanbul
Sen
de Haklısın, Sen de Haklısın, Sen de!
Benim
Duam
Yasakları
Yasaklamak
Filistin’in
Göz Yaşları
Peygamberleri
Rahat Bırakın
Noel
ve Yilbaşı Kutlamaları
Hayal
Gücü Sınırlarının Ötesinde...
Bin
Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
İffetli
Müslüman Türk Kadını ve Örtünme
İnsanın
En Büyük Düşmanı Şeytan
Duada
kararlı olmak
Kuran’da
selamlaşmanın önemi
Allah,
İnsanı hastalıkla da sınar
Haset
ve Kıskançlık
Kilitli
Kapıların Ardındaki Sonsuz Hayat , Cehennem
Sahte
Dünyanın Acıları
Tarihten
Günümüze Sahte Dindarlar
Şeytan
Detayda Gizlidir
İnançla
Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
İnanca
Çağıran Davetler
Hayırlarda
Yarışmak
Zaman
Tüketen Ev Hanımları
Sebeplerdeki
sırlar
Herşeyde
Hayır Görmek
Pişman
Olmadan Önce
Örnek
Müslüman Kadın
Hz. Meryem
Tüm
annelerin, anneler gününü kutluyorum
İnsanları
sinsice kıskacına alan Adamlık dini
Derin
Düşünmek
2005
Dünya Kadın Yürüyüşünde, Müslüman Türk Kadınının
Yeri
SAYFA
BASI
|