|

İRAN-ABD
Çatışması
İran ile ABD arasındaki tansiyon
sürekli artıyor. Tansiyonu yükselten her iki tarafın
özellikle de İran Cumhurbaşkanı'nın açıklamaları.
İran Cumhurbaşkanı bugün izlediği nükleer
politikayı izleyip farklı ve daha ılımlı
açıklamalar yapabilecek durumda iken, farklı bir
yol tercih edip, ortamı gerecek, sertleştirecek açıklamalar
yapıyor. Örneğin İsrail'in Avrupa'ya ve
Alaska'ya taşınmasını önermesi uluslar
arası ilişkiler alanında hiçbir pratik değeri
olmayan, İran'a fayda sağlamayan aksine zarar
veriyor. İran'ı saldırgan, sorumsuz bir ülke
olarak dünya kamuoyuna sunuyor.
Oysa İran ayni politikayı
izlerken, farklı bir söylem benimseyebilir. Nükleer
enerji gereğini İran'ın azalan petrol ve doğal
gaz kaynaklarına dayandırabilir. Nükleer enerjinin
barışçıl yönünü vurgularken, nükleer
silahlardan ve özellikle bütün kitle imha silahlarından
arınmış bir Ortadoğu profilinin altını
çizebilir. Ancak İran Cumhurbaşkanı bunu
yapmak yerine sert bir üslubu tercih ediyor. İran'ın
izlediği nükleer politikalara karşı bir cephe
oluşmasını kolaylaştırıyor.
İran'a karşı "eleştirisel
dialog" politikasını benimseyen ve
Washington'un sert çizgisinden uzak duran AB, Tahran'ın
son sertlik çizgisi ile birlikte, ABD'nin yanına kaydı.
İran Cumhurbaşkanı Mahmud
Ahmedinecad, ailesi Güney Azerbaycan'dan takriben 150 sene önce
Tahran'a yerleşmiş ve Farslaşmış bir
Azeri Türkü. Siyasetin radikal muhafazakar kökenlerinden
geliyor ve radikal tavrı ile Dini Lider ve yine pragmatik
muhafazakarlığı temsil eden Rafsancani ekolü
ile dahi çatışma içinde. Mahmud Ahmedinecad,
Cumhurbaşkanı olduktan sonra çizgisinden dolayı
muhafazakar parlamento ile dahi çatışmaya başladı.
Bu noktada uluslar arası ilişkilerin
derinliğine nüfuz edemeyen İran Cumhurbaşkanı'nın
iç politikada hem muhafazakarlarla hem reformistlerle girdiği
mücadele de zayıflayan zeminini dış politikada
karşısına İsrail ve ABD'yi alarak güçlendirme
yolunu seçtiği görülüyor. Bu kısa vade de Mahmud
Ahmedinecad'ın yararına olabilir ama uzun vade de
İran'ın zararına olan bir politika. Bu
politikanın İran'ın arkasında olan Rusya-Çin
ve Hindistan ittifakının işini dahi zorlaştırdığı
görülüyor.
İsrail güvenlik eliti içinde her
zaman İran'ı Irak'tan daha büyük bir güç ve
tehdit olarak gören bir grup oldu. Irak'ın ABD'yi yöneten
Yeni-Muhafazakar grup tarafından bilinçli bir şekilde
bölünmesi, Arapların Prusyası diye anılan
Irak''ı, sunni Arap gücünü ortadan kaldırdı
ancak onun yerine ortaya daha güçlenmiş bir İran
çıkardı. Artık Orta Doğu'da İran'ın
etkisinde ikinci bir şii devleti var. İngiliz
Guardian Gazetesinde 18 Ocak 2006'da Simon Jenkins şöyle
yazıyor : "Tam şu anda Bağdat'taki
ABD yetkilileri, İran destekli Şii siyasetçilerin
ve milislerin önünde diz çökmüş, Irak'tan çıkmak
konusunda kendilerine yardım etmeleri için yalvarıyor.
Basra'dan Bağdat varoşlarına dek, İran'ın
belirgin bir nüfuzu var."
Şii gücü İran''dan başlayıp,
güney Irak üzerinden Hizbullah aracılığı
ile Akdeniz'e kadar uzanıyor. ABD'nin önceden bildiği,
stratejik araştırma merkezlerinde tartıştığı,
bu "şii uyanışını, Irak'ı
bölme ve Kürtleri ödüllendirme siyaseti ile zorunlu olarak
hazırladı.”
Irak savaşından karlı çıkan bir
İran var karşımızda.
Şii uyanışı kaçınılmaz olarak bölgede
diğer Arap ülkelerinde yaşayan şii Araplara da
sıçrayacak. Şii Irak'ın bu sıçramayı
tetiklemesi ve desteklemesi büyük bir ihtimal. Şii uyanışının
ortasında İran, bir de nükleer silah üretir ise
Orta Doğu'da İsrail'in tekelinde olan nükleer silah
dengesi tamamen bozulmuş daha doğru bir ifade ile
yeni bir dengeye doğru hareket etmiş olacak. İran
bütün bu süreci daha soğukkanlı ve sessiz geçireceği
yerde bütün dikkatleri üzerine çekecek bir çığırtkanlık
içinde.
Bütün bunların dışında
mesele değerlendirildiğinde karşımıza
çıkan tablo şu : Kuzey Kore, Hindistan ve
Pakistan atom silahı yaparken ses çıkarmayan,
İsrail ise fiilen destekleyen ABD'nin İran'ın
atom silahı yapmasının (İran sadece barışçıl
amaçlarla nükleer enerji üreteceğim dese de) karşısına
çıkmasının ahlaki bir zemini yok. Hele BM üyesi
bir ülke olan Irak'ı kitle imha silahları ürettiği
gerekçesi ile işgal eden ve bu devleti fiilen bölen bir
ABD'nin İran'a karşı ahlaki zeminde bir
politika sürdürmesi mümkün değil. Bütün bunlardan
hareketle bir senaryo geliştirelim :
ABD ve İsrail buna rağmen İran'ın
nükleer silah üretme politikasını engelleme
konusunda derinliklerde karar vermişe benziyorlar. Mesele
kararının İran'ın bu politikasının
nasıl engelleneceği değil ne zaman engelleneceği.
Bunun için öncelikle öngörülen politikanın İran'ın
"nükleer silah programını"
8 ila 10 sene geriletecek bir darbenin oluşturulması.
Bunun için, eğer yeni bir siyasal süreç başlamaz
ise bazı nükleer tesislere yönelik bir füze ve hava
saldırısı yapılacak.
Bu saldırının arkasından İran'da
rejimi küçük düşürmeye ve muhalefeti destekleyerek
rejimi devirmeye yönelik bir dizi politikanın geliştirilmesi
yoluna gidilecektir. Nükleer silahlı bir İran ile
yaşayamama konusunda karar vermiş bir İsrail
anlayışının üreteceği başka bir
politika yoktur. İran'ın vurulması ve arkasından
bir dizi önlemin İran'a karşı uygulanmaya başlanması,
İran'ın da bütün dünyada İsrail ve Amerikan
hedeflerine yönelik her türlü saldırıya geçmesine
neden olacaktır.
İran'ın Güney Irak'ta Şiileri
ABD güçlerine karşı kullanmaya başlaması
hatta fiili olarak Irak'ta Amerikan güçlerine karşı
gerilla savaşı vermeye başlaması ABD'nin
Irak'tan hızla çekilmesine, Kuzey Irak'tan ise oluşturduğu
askeri üsler ve Kürtleri kullanarak, İran'ın Kürt
bölgesini ayaklanmaya teşvik etmesine neden olacaktır.
Bölge tamamen karışacaktır. ABD, Kuzey
Irak'taki üslerini desteklemek için Türkiye'den İskenderun-İncirlik-Habur
hattını açık tutmasını talep
edecektir. Türkiye'nin direnmesi durumunda PKK Şemdinli
benzeri operasyonları daha geniş bir coğrafyaya
taşıyacaktır. "Cephe Ülke Türkiye"
acaba buna mı deniliyor? Tabii bu sadece bir senaryo.
Amerikan Deniz Kuvvetleri, 2. Dünya Savaşı öncesinde
kum masasında Japonların yapabileceği her
şeyi çalışmış. Bir tek şey hariç. Kamikaze uçakları.
Beynimize sınır koymadan ve her senaryoyu
derinlemesine düşünmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz.
20.01.2006
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
İRAN-ABD
Çatışması
Tehdidin
Niteliği 3
Tehdidin
Niteliği 2
Tehdidin
Niteliği
1
2006'ya
Girerken Kerkük-KKTC Hattı ya da Çağdaş
Sakarya
Seyyid
Ahmet Arvasi'nin Anısına
"Türk
Milliyetçiliği Ahlaki Bir Zemine Sahiptir"
Taha
Akyol'a açık mektup
21.
Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Kimlik
Meseleleri
Irak
Savaşı Ve Amerikan Sermayesi
Kürtçüler
Yalan Söylüyor
Farklı
Bir Kürt Projesi (mi)?
Kürdistan
projesi
PKK
“Vali”yi Görevden Aldıd
Türk
Subayı Kimdir 2?
Türk
Subayı Kimdir?
Devlet
Yok
Telafer
Dayanışma Komitesi
Muhterem
Paşam
Atatürk
Kanuni
Sultan Süleyman'dan Şahin Bey'e
"AB
Faşizmi" ve Cumhuriyet Bayramı
"Öfke
Baldan Tatlıdır"
SAYFA
BASI
|