|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
Divan Sohbetleri
Her Perşembe
-Canlı Yayın-
Saat: 22.00
"türkshow'da"
Almanya ve Müslümanlar
Lafı eveleyip geveleyene, “Çıkar dilinin altındaki
baklayı!” derler ya bizde... Şimdiye kadar anayasanın
azınlıklara veya dini cemaatlara tanıdığı hakkı
istediğimizde, hep eveleyip geveleyenler bugünlerde biz
demeden kendileri baklayı ağızlarından çıkardılar. Meğer bir
taraftan birleşin diyenler, diğer taraftan müslümanların
biraraya gelmemesi için hem dua ediyor, hem de oyunbozanlık
yapıyorlarmış. Kimsenin dindarlık derecesini sorgulamak
hatta sormak gibi bir selahiyetimiz de niyetimiz de yoktur.
Fakat mesele ferdilikten çıkıp toplumu ilgilendiren bir konu
haline gelince, o zaman karşılıklı sorma ve sorgulama hakkı
da doğar. Müslüman bir ana-babadan doğmanın ötesinde
İslam’la hiçbir bağı olmayan, hatta asıl mesleklerinde belli
bir yere gelemeyen bazıları, müslümanları gammazlamayı ve
İslam’a hakaretler yağdırmayı meslek haline getirerek hem
efendilerine karşı kulluk görevlerini yerine getiriyor, hem
de bu yolla kariyer yapıyırlar. Türke ve müslümana
hakaretler yağdıran yazar-çizerlerimizin kitapları bundan
dolayı satar, makallelerine büyük gazeteler bu
özelliklerinden ötürü sayfalarında yer verir. Bildiğiniz
gibi, Türk aleytarlığı Batı’da eskiden olduğu gibi prim
yapmaya devam ediyor.
Bizi endişelendiren ve hatta ümitlerimizi suya düşüren sebep
ise, “İslam Zirvesi” gibi beklentilerin yüksek olduğu bir
toplantıya sırf denge unsuru olsun ve “Kordinasyon
Konseyi”nin direncini kırsın diye, İslam’a ve Almanya Türk
azınlığına neredeyse savaş ilan etmiş müslüman kimlikli
şahısların koz olarak kullanılmasıdır. Onyıllardan beri,
“birleşin gelin, sizi muhatap olarak kabul edelim” diyen
siyasi irade, şimdi de asıl muhatabın (Kordinasyon Konseyi)
karşısına bir muhatap da kendisi çıkardı. Başka bir
ifadeyle, şimdiye kadar, müslümanların çok başlı olmasından
dolayı karşılıklı görüşme ortamı doğmadı, diyenlerin
kendileri daha yeni oluşan birliği, en azından ikilemeği
kafalarına koymuşlar. Sizin anlayacağınız, oyun bozuculuk
devam ediyor ve ilk başlarda, “birleşin de görüşelim”
şartının, şimdi şarttan ziyade bahane olduğunu görmüş olduk.
Mesleği siyaset ve arkasında devlet desteği olanların
karşısına, dünün “misafir işçileri”nin desteği ve amatör bir
ruhla müslüman azınlığın temsilcileri olarak çıkanların işi
elbetteki zordur. Aslında müslüman azınlıktan ziyade Türk
azınlık olarak meseleye yaklaşsak, çözüm bulmada işimiz
biraz daha kolaylaşacaktır. Sözkonusu çokbaşlılık da, birlik
de, Almanya Türk azınlığın tutumuyla bire bir alakalıdır.
Türklerin birliği eşittir Almanya müslüman azınlığın birliği
veya Türklerin bölünmüşlüğü demek, müslümanların da
dağınıklılığı demektir.
Türkiye’de olduğu gibi, Almanya’da da heterojen bir yapıya
sahip olan Türklerin bu özelliği gözönünde tutularak işe
başlanmalıdır. Aksi durum, hayal kırıklığı ve başarısızlık
sebebidir. Gerek İslâm dairesinde inanç farklılığından ve
gerekse Türkiye kaynaklı siyasî görüşün ağırlık basmasından
dolayı, Almanya Türk/Türkiye kökenli azınlık içinde çok
seslilik her zaman olacaktır.
Bir taraftan kendi içindeki muhalefet,diğer taraftan Alman
siyasî iradesinin öne sürdüğü şartlar ve engeller,
Almanya’daki müslüman azınlık temsilcilerinin manevra
sahasını daraltacak, onları psikolojik baskı altına almaya
gayret edecektir. Bu böyle biinmeli ve ona göre de tedbir
alınmalıdır. Bütün bunlara ilaveten; Kordinasyon Konseyi’ni
oluşturan veya onların çatıları altındaki üye kuruluş
temsilcilerini birbirine düşürme gayretleri de bundan sonra
biraz daha hız kazanacaktır. Aman dikkat!....
Mevcut durumu okuyabilmek için aranan özellik,
okur-yazarlıktan öte bir meziyettir ki, bu donanımda
olanlara bugünlerde şiddetle ihtiyacımız olduğu kanaatini
taşıyorum. Almanya müslüman azınlık (özellikle de Türkler)
için bugünler bir dönüm noktası olarak göç tarihine
geçecektir. Bizden sonraki nesillerin kaderi adeta
bugünlerde tayin edilmektedir.
Hükümet temsilcileri dersine iyi hazırlanmış, neyi ne zaman
ve nasıl isteyeceğini, daha doğrusu kabul ettireceğini bilen
bir profesyönel ekip tarafından masaya otururken biz,
kafamız karışık halde ve ekibimiz zayıf olduğu kadar da
hazırlıksız bir vaziyette masaya oturuyoruz. Toplantının
birinden diğerine koşturmaktan uyumaya bile zaman bulamayan
(uykusuz kafanın düşünce üretmesini de varın siz düşünün)
insanlardan mevcut durumu okumalarını beklemek, mucize
kabilinden birşey gibidir.
Kavganın içinde olanlar kavgayı kuşbakışı görmeleri
(objektif olarak) mümkün değildir. Bu karşılaşmayı ancak
dışarıdan seyreden ve aynı zamanda oyunun kurallarını
bilenler okuyabilir, anlatabilirler. Demek istediğim şudur:
Bugünden tezi yok, buradaki toplumuna hizmet etmek, onun
sözcülüğünü yapmak gibi bir misyonu, iddiası olan
kuruluşlar, ortaklaşa düşünce üretme merkezi (vakıf)
kurmalıdırlar. Kendi sahasında bilgi ve tecrübe birikimi
olan elitimizden teşekkül edecek bir oluşum, hem Türk hem de
müslüman azınlığın hayatî meselelerine kalıcı çözümler
üretecek yegane adres olabilir. Bu aydın kadrosuyla müslüman
azınlık temsilcileri, her zirveye donanımlı ve kendinden
emin bir ruh haliyle katılabilirler.
Doğrusu, bu saatten sonra, çatı kuruluş temsilcilerimizin
insan unsurundan, yani yetişmiş insan kıtlığından çok şeyler
kaybettiğimizi, birçok fırsatları değerlendiremediğimizi
artık görebildiklerine inanmak istiyorum. Hakkıyla temsil
edilemedikten sonra, yüzlerce cami derneğiniz, binlerce
üyeniz olsa ne yazar... Kök kültüründen kopmuş yeni
(müslüman kimlikli) nesilleri tarif edecek, onlar adına
onları ifade edecek entellektüel açılımlara şiddetle ve
acilen ihtiyaç var!...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|