·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Avrupalılaşan İslâm (?)

    İslâm’ı Avrupalılaştırma, Asyalaştırma veya Amerikanlaştırma beyhude gayretlerdir ve ne uzun ne de kısa vadede teorisyenlerin arzu ettikleri beklentileri vermez. Belli bir emele hizmet gayesiyle planlanmış ve dayatmacı bir metotla kabul ettirilmeğe çalışılan bu gibi kavramların ne teolojik, ne de ilmî bir dayanağı sözkonusu olamaz! Çünkü İslâm, çağlar ve kıtalar ötesi bir özelliğe, yani zaman ve mekândan bağımsız olarak, insanlığın sıfır noktasından bitiş noktasına (kıyamet günü) kadar yeryüzündeki insanların tamamına hitap eden ve kucaklayan bir ilahî nizamdır. Başka bir ifadeyle; insanlığı tahakkûmu altına alarak istediği istikamete yönlendirme gayretinde olanların dahi hafsalasının alamayacağı kadar cihanşümul (evrensel) olan İslâm, belli milliyetler ve coğrafyalarla asla sınırlanamaz, bu unsurlara göre adlandırılamaz!

    O sebepten dolayıdır ki, yazımızın başlığı olan “Avrupalılaşan İslâm” kavramı, uydurmadır ve yanlıştır! Yanlış olduğu kadar da artniyetli ve başkaları tarafından zihinleri karıştırmak için piyasaya sürülmüş bir kavramdır. Bunun doğrusu ve olması gereken de; Avrupalılaşan Müslüman olmalıdır. Aslında bu bile suistimale müsait bir kavram olmakla beraber, bundan bizim ne anladığımızı özet olarak izaha çalışalım: Avrupalılaşan Müslüman’dan, şayet  başka bir kök kültüründen geliniyorsa, kişinin kültürel kimliğini inkâr etmesi veya bunu kabullenmesi şeklinde anlamadığımızın önce altını çizelim. Kültürel bağları herhangi bir müslüman ülkeye dayanan bir insan, Hıristiyan Avrupa ülkelerinin birinde yaşamakta ve bu hayatı burada kalıcı olarak düşünmekteyse, isteristemez birlikte yaşadığı toplumun sosyal ve ülkenin idari yapısını, hatta coğrafya şartlarını dikkate alarak dinî yaşantısını ona göre şekillendirecektir. Bu durumu gözardı edenler veya görmek istemeyenler, ihtilaflı bir zaman sürecinden sonra kaybeden taraf olacaklardır. Almanya’daki Türkler için bilhassa 1980’li yıllar bu manada zayi edilmiş bir dönemdir. Hemen belirtmek gerekirse, bu durumun müsebbibi; Almanya Türklerine hep gidici gözle bakan Alman yetkililer kadar burada kalıcı olmaktan kaynaklanan tedbirleri zamanında öngöremeyen Türklerin bizatihi kendileridir. Anadolu’da görüp götürdüğümüz, alışık olduğumuz hayat tarzını buraya uyarlamakta başarılı olamadık. Millî-manevî değerlerimizi muhafaza etme hassasiyetiyle aldığımız tedbirler (aslında buna tedbirsizlik denir), bir neslin kaybolmasını engelleyemedi.

İsl
âm mı, müslüman mı?

    Bilindiği gibi son yıllarda müslümanların yoğun olarak yaşadığı Avrupa ülkelerinde müslümanı hizaya getirme ve buna bağlı olarak İslâm’ı Avrupalılaştırma gayretleri hiç gündemden düşmüyor. Bunun başını çeken ülkelerden birisi de Almanya’dır. Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkeler vatandaşı olan müslüman azınlığın dinî meselelerini çözmek mecburiyetindedirler. Devlet olmanın gereği budur. Ancak, Almanya’da olduğu gibi, müslümandan ziyade İslâm’ı Avrupalılaştırmaya çalışırsanız, tek kelimeyle bu hem olmaz hem de olamaz!...  Bir an olabileceğini varsaysak bile, bu sefer hıristiyanlaştırılmış bir (yeni) dinle muhatap oluruz ki, onun da ne size ve ne de bize hayır getirmeyeceği kesindir.

    Kasıtlı olarak estirilen bir İslamafobi rüzgarına paralel “Avrupa’nın İslamlaştırılması” tehlikesini ortaya atanların gerçek niyetleri, Avrupa’daki müslüman azınlığın kültürel dinamiklerini önce Avrupalılaştırmak ve bilahare asimile etmektir. (Kültürel dinamiklerin asimilasyonu, başlı başına bir konu olduğu için başka bir yazımızda yorumlamaya çalışacağız).

    Hattızatında Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girebilme şartnamelerine benzer bir durum da genelde Avrupa, özelde ise Almanya’daki müslümanlar/Türkler için sözkonusudur. Gerek Türkiye, gerekse Avrupa’nın müslüman azınlığı, hep anagövde (Hıristiyan Avrupa) içinde yabancı unsur olarak görülmekte ve bu sebepten dolayı, eğer bir intibak olacaksa, bu birliktelik, Hıristiyan-Batı değerlerinin hakim olduğu genel manzara içinde öz varlığını hissettiremeyecek seviyeye indirgenmelidir, şeklinde (Avrupalı açısından) özetlenebilir. Her iki durumda da fedakârlıktan öte taviz, hep karşı taraftan beklenmektedir. Türkiye mevcut durumu ne kadar hazmedebilir, içine sindirebilirse, Batı Avrupa Türkleri de ancak o kadarını yutabilir. Her iki taraf için de bir hazmetme meselesi sözkonusuyken, asıl hazımsızlık; AB ülkeleri içindeki müslüman azınlığın tüm menfî şartlara rağmen, kültürel varlığını idame ettirmedeki kararlılığından kaynaklanmaktadır.

    Kıta Avrupası’ndaki müslüman azınlık yerinden sökülüp atılamayacağına ve milyonlarca müslümanla değiştirmek için teker teker uğraşılamayacağına göre, bunların mensubu oldukları dinde değişikliğe gitmek en kestirme yoldur, türünden bir taktiğin neticesi; İslam’ın Avrupalılaşması olarak adlandırılabilir. Almanya, müslüman azınlık meselesini bir taraftan çözmeğe kararlı görünürken, diğer taraftan bu kararlı siyasî iradeyle ambalajlanmış samimiyetsizlikleri de görmemek için kör olmak gerekir. Müslüman azınlığın direncini kırmak için ha bire piyonlar ileriye sürülmekte, her geçen gün yeni bir taktik savaşıyla bilhassa Türk azınlık üzerinde medyayı da kullanarak baskı uygulamaktadır.

    Tekrar ediyorum: Batı, Müslüman Doğu’ya karşı başlattığı kültürler savaşının galibi olamadı!.. Her yönüyle kendini üstün gören Batı, inanç değerleri boyutunda müslümanlara karşı galip sayılamaz. Asıl hazımsızlık buradadır... O halde, Batılılaştırılmış bir İslâm projesi hayata geçirilmeli ve müslümanlara dayatılmalıydı!... İşte asıl tehlike ve yapılan yanlışlık buradadır. Bu tip dayatmalar zar-zor kurulan diyalog köprülerinin yıkılmasına sebep olmaktadır, çünkü Avrupalı böylesi durumlarda güven telkin etmiyor. Sadece başarısızlıkla sonuçlanan “Euro-İslam” projesini ve işin öncülüğüne soyunan müslüman kimlikli bazı profların da neticede bu sevdadan vazgeçmek mecburiyetinde kaldıklarını hatırlatarak bahsi kapatmak istiyorum.

Doğrusu nedir?

    Prototip müslüman arama ve yaratmalarından vazgeçilmelidir. Yeryüzünde ne kadar çeşit milliyet/kültür ve coğrafya/iklim varsa, bunların tamamına kucak açan bir din olan İslâm’ın mensupları müslümanlarda iklim, coğrafya ve milli kültür farklılıklarından doğan, dini uygulamada farklı algılamaları görmek zaten mümkündür. Türkiye müslümanıyla Arabistan müslümanı, Filipinli müslümanla Bosnalı müslüman arasında teferruattaki farklılıklar gibi...

    İslâm’ın özelliği ve güzelliği olduğu kadar onu doğru idrak edebilen müslümanın da özellik ve güzelliği işte buradadır! İslâm’ın bu özelliklerini kavramakta zorlanan müslümanlar olduğu kadar onu bir çerçeveye oturtmaya yeltenen Avrupalı siyasiler ve fikir adamları da mevcuttur. Yani, günümüz müslümanının önündeki engel iki taraflıdır. Çokkültürlü ve dolayısıyla çokdinli toplumlarla barışık yaşama tecrübesine sahip İslâmiyet, Hıristiyan Avrupa’da da mevcut şartlar içinde zaten kendine yer edinmiş vaziyettedir. Avrupa’nın yerlisi açısından sıkıntı, mevcutu kabullenememekten kaynaklanmaktadır.

    Zamanında İspanya’dan, daha sonra Viyana önlerinden geri püskürtülen müslüman, bugün şu veya bu sebepten dolayı merkezî Avrupa’da yaklaşık yarım asırdan beri yerleşik durumdadır. Bu gerçeği kabullenmek, başlangıçta pek kolay olmasa da, Avrupa artık mevcut durumu görmek mecburiyetindedir. Diğer taraftan Avrupalı olmuş mülüman da, onyıllardan beridir birlikte yaşadığı yerli toplum içinde hayatını ona göre şekillendirmelidir.

    Netice itibariyle; “İslam’ı Avrupalılaştırma” düşüncesinin altında yatan niyetlerden bağımsız olarak, evrensel bir din olan İslam’ın coğrafyaya göre adlandırılması, belli bir şablona oturtma gayretleri, bu dinin özüne ters olduğu için yanlıştır fakat bu coğrafyada yaşayan müslümanın kendisini yeniden ifade etmesi ve şekillendirmesi ise kaçınılmaz bir durumdur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Avrupalılaşan İslâm (?)
Muhsin Ceylan
Öfke’ye öfkelenmemek kolay mı?
İbrahim Selamet
Uludağ Zirve notları (II)
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Hidayet Kayaalp
Söğüt’ün sevenleri
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
M. Ali Aladağ
İki Zirve Arasında
Hayrettin Çakmak
Kabuk Bağlatılmayan Zırvalar
Ozan Yusuf Polatoğlu
AMERİKA.. İSRAİL..
Yılmaz Kuzucu
Tatille yenilenmek
Nuran Yelkenci
Mutfaktaki İsraf
Haldun Çancı
Kırk Katır Mı, Yoksa, Satırları Paket Mi İstersiniz?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Nasıl bir cumhurbaşkanı
Fikret Ekin
Yine İnsan
Ali Kılıçarslan
“Almanca'yı Koruma Yasası” mı?
Ayten Kılıçarslan
Müslüman Kadınlar, Birleşin!
Yakup Yurt
Korku Bahçesinde Sevgi Yeşermez
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirleşme
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Orhan Aras
Bizi Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Hasan Kayıhan
Ayrılığın Rengi Hüzün
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç