|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
Divan Sohbetleri
Her Perşembe
-Canlı Yayın-
Saat: 22.00
"türkshow'da"
Bize de bir Boris Yeltsin
1960 İhtilali’nde ben 8 yaşında bir ilkokul öğrencisiydim.
Amcam, “Milli Şef” döneminin jandarma korkusu ve asker
dipçiğinden yılmış olmasına rağmen her Türk köylüsü gibi hem
orduyu hem de Menderesi severdi. O yıllardaki yaşadıklarımı
daha sonraları değerlendirince, amcamın Menderes’i daha çok
sevdiğine kanaat getirmiştim. 12 Mart 1971 Muhtırası’nda
lise son sınıf öğrencisi olarak gençlik hareketlerinin bir
tarafında yerimi çoktan almıştım. 12 Eylül 1980 İhtilali’nde
ise, üniversite öğrencisiydim. Her üç askeri darbenin
gerekçesi de üç aşağı beş yukarı aynıydı: Rejim tehlikede,
laiklik elden gidiyor, Atatürk İlke ve İnkilâpları vs..vs...
Sadece bunlarla da kalınmadı, bazen tanklar yürütüldü, bazen
aba altından sopa gösterildi, bazen de, şimdi olduğu gibi
zehir-zemberek, tehditlerle dolu yazılı açıklamalar yapıldı.
Akşam geç saatte eve geldim. Her zamanki gibi tv
kanallarını dolaşırken, yorgun düşen vücudum kâbus gibi bir
haberle irkildi, yorgunluğumu unuttum, uykularım kaçtı.
Ülkemin üzerinde yine kara bulutlar dolaşıyor: Genel Kurmay
Başkanlığı’nın geceyarısı muhtıra gibi gelen basın
açıklaması, ülkemin aydınlık geleceği adına beslediğim
umutlarımı bir çırpıda gecenin karanlığına gömdü. Hür
irademize, her on senede bir ipotek koyan generallerin
yüzünden, gönlümde ülke mukaddesleri arasında yer verdiğim
ordumuza karşı olan inancım da her defasında darbe aldı.
Zaman zaman “asker müdahalesi”nden söz edildiğinde;
şahsen bu saatten sonra, 21. yüzyıl Türkiyesi’nde, AB’ne tam
üyelik şansını yakalamak üzere olan bir Türkiye’de, Türk
Ordusu’nun artık ne kendisine ve ne de ülkenin içte ve dışta
itibarına gölge düşürecek bu tür teşebbüslere tenezül
etmeyeceğine inanıyordum. Bir gece yarısı muhtıra gibi gelen
basın açıklaması; ilimden, iktisattan, hür düşünceden,
sosyal barıştan ve kültürel kimliğimizi korumada muasır
(çağdaş) medeniyet seviyesini yakalamadan yana bütün
ümitlerimi karanlıklara gömdü. Gözü, gönlü ve kafasıyla
dünyaya daha yeni açılmaya ve kendisiyle de daha yenice
tanışmaya ve barışmaya hazırlanan, geleceğin dinamik Türk
aydınının hür düşüncesine yine pranga vuruldu. Latin
Amerika’dan bile artık darbe haberleri dünya gündeminden
düşmüşken, benim askerimi temsil edenler, hâlâ çağdaşlık
adına minnacık yavruların alemlere rahmet olarak gönderilen
Peygamber’in doğumunu yad etme toplantısında giydikleri
kıyafetleri “çağ dışı” buluyorlarmış. Bunun üzerine ne
demeli, bilmiyorum ki.... Laiklik tehlikede, irtica
hortlamışmış yine... 55 yaşına gelmiş olan ben, Atatürk İlke
ve İnkilapları ve Laik Cumhuriyet adına atılan nutukların
dışında başka birşey duymadım ki, sayın genaraller ve
onlardan medet umanlardan.
Gençliğini Türk Ordusu ve Polisi’ni savunmakla geçiren,
onlara yapılan saldırıyı vatana saldırı olarak gören bir
siyasi/ideolojik hareketin içinden gelenlerdenim. Hiçbir
siyasi partiye ne organik ve ne de gönül bağım da kalmadı,
bırakmadılar zaten... Mevcut AKP Hükümeti ve onların geldiği
siyasi hareketle de ne geçmişte ne de şimdi birlikteliğim
olmadı. Kendime göre doğru ve yanlış bulduğum birçok
icraatları var. Neticede hükümetlerin yanlış ve doğrusuna
seçmen sandıkta karar verecekse, askerin ikide bir
müdahalesini hangi demokratik, sosyal ve siyasi ve hatta
hangi Türklük ve vatanseverlik kriterlerine göre
değerlendirmeliyim? Bu dayatmacı, militarist tutum, bizi
değer verdiklerimizden uzaklaştırıyor. Bu benim ne
giyeceğime, nasıl düşüneceğime, kimi sevip kimi
sevmeyeceğime karışan zihniyetin ülkeyi ve kafaları
karıştırdığı yeter artık!
Utanıyorum... Ülkem adına, milletim adına ve bilgi çağı
adına, Türk aydını ve Türk demokrasisi adına utanıyorum!
Bugün Avrupa basınındaki başlıkları gören herkes gibi benim
de başım aşağı eğildi, utandım! Ülkemin geldiği nokta,
10.yıl Marşı’na takılıp kalan Kemalistler, silahların
gölgesinde demokrasi havarisi laikler, Menderes’in, Özal’ın
mirascıları ve paşalardan da paşacı milliyetçiler, Allah’tan
korkmaz, kuldan utanmaz din istismarcıları yüzünden bizi
endişelendirmektedir. Hür düşüncenin, demokratik parlementer
sistemin, bunca müdahale ve ihtilallere rağmen askerî
tehditlerden kurtulmadığını gördükçe, henüz daha millet
olarak ödeyecek bedelimiz olduğuna inandım. Bu ne yaman bir
çelişkidir ki, bir milleti kurtarma kaygusuyla tankları
harekete geçirenler, o milleti millet yapan değerleri ve
istikbalini de ezmeği göze alıyorlar. Söylenecek çok sözün
içinden sadece bir cümle: Keşke bizim de Tankların üzerine
çıkacak bir Boris Yeltsin’imiz olsaydı...
Askerin kışlasına çekildiği, Türkün aptal ve geri
zekâlı yerine konulmadığı, inancından dolayı horlanmadığı,
fikri ve vicdanı hür nesillerin Türkiyesi temennisiyle...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|