|
Divan
Sohbetleri
Her Cumartesi
-Canlı Yayın-
Saat: 20.00-21.45
"türkshow'da"
Felaketin Kadıncası
Bu iş, “Cennet anaların ayakları
altındadır” mealindeki hadis-i şerifin arkasına sığınarak
geçiştirelecek kadar kolay değildir. Veya, “Canım onlarınki
de iş mi, bizim için hergün kadınlar günüdür” türünden bir
basmakalıp savunmaya da karnımız tok. Benim yiğit, mert,
delikanlı, namusuna, karısına düşkün, herşeyiyle Çağdaş-Türk
erkeği ya da tepeden tırnağa Müslüman-Türk erkeği
efendim...Biriniz için Arabistan ve benzeri ülkelerde
İslamiyet adına, diğeriniz için Batı dünyasında kadın
hakları veya eşitliği adına yapılan istismarlar haykırılarak
dile getirilirken, kendi yaptıklarımızı bunun arkasına
saklamakla da bu iş örtbas edilemez!
Başkalarını haklı-haksız eleştirmek kolay ama konu
kendimizle alakalı olunca, galiba yerine göre millî, yerine
göre dinî gururumuza dokunurken, nefsimize de ağır geldiğini
lütfen artık itiraf edelim. Görüp götürdüğümüzün ve
bildiğimizin dışında, gerek teklif ve gerekse telkin yoluyla
gelen her yenilik, herşeyden önce muhakeme kabiliyeti ve
medenî cesaret ister.
Son iki yüz seneden beri millet olarak ömrümüz Batı’dan
aldığımız yeniliklerle geçti, derseniz hiçbir itirazımız
olmaz. Mevcuta ”eski”, dışardan gelene de “yeni” der ve
elinizdekini kaldırıp atar, ithal ettiğinizi onun yerine
korsanız; bunun adı değiş-tokuş olur. Yani burada muhakeme
sözkonusu olmadığı için mevcutun yerine oturtulan şey,
taklitten öte gitmez. Taklit için de, ne medeni cesarete ve
ne de muhakeme gibi bir mantıkî özelliğe ihtiyaç var.
Meselâ, 18. asır Osmanlısı’nda üst düzey devlet
bürokratlırının toplantılarında alkollü içkiye sırf yenilik
olsun diye icazet veren padişahın, ki aynı zamanda
halifedir, ortaya koyduğu performans, körükörüne bir cesaret
örneğidir ve bizim kasteddiğimiz medenî cesaretle ilgisi
yoktur. Zaten o gün bu gündür yanlış başlayan
Yenilik/Batılılaşma hareketi yüzünden kendisi ve kendisinden
olanlarla kavgalılardan oluşan bir tezatlar ülkesi haline
geldik.
Dışardan gelen kasıtlı kasıtsız eleştirileri bir kenara
bırakıyor ve günlük hayatımızda Türk kadının konumuna izah
getirmeğe çalışıyorum: Dünyanın her tarafında olduğu gibi
ülkemizde de güc erkeğin elindedir. O erkek babadır, kocadır
veya kardeştir. Cahiliye döneminin kadına bakış açısı, Arap
olmayan diğer erkeklerin de hafızalarından tamamıyla
silinmemiştir. Küreselleşen çağın erkeği de, kadının günlük
hayattaki konumunu belirlemede öncü rolü oynamaya devam
ediyor. Bu biraz da erkeğin, kadını nerede ve nasıl görmek
istediğine bağlıdır. Başka bir ifadeyle, arz-talep
meselesi...
İşte tam burada dengeler alt-üst oluyor:
Cinsiyetlerarası denge, konjüktürel olmamalı, yani değişken
zevklere göre bu ayar bozulmaya mahkûm edilmemelidir. Kadına
değeri, zamanla paradigmaları değişen medeniyet
anlayışlarına göre vermeğe kalkarsanız, şahsiyeti ve ruhu
gaspedilmiş, dünyalık nimetleri elinde tutan erkeğin
tahakkûmunda olan insan tiplemesiyle karşı karşıya kalırız.
Bu durum, İslâm’dan nasibini almamış zengin müslümanın
kadına verdiği değerle, maddeci (dünyevi) kapitalistin
verdiği değer arasında paralellik arzeder. Her iki durumda
da kadın, para ve mevki karşılığı elde edilebilen, birinde
kitabına uydurularak, bilmem kaçıncı nikahlı kadın,
diğerinde ise, gömlek değişir gibi değişilen sevgilidir (!).
Tabiatın dengesiyle çok oynayan
insanoğlu şimdi bu müdahalenin cezasını çekiyor. İlim
adamları, ekolojik dengenin bozulması yüzünden insanlığı
tabiî felaketlere karşı uyarıyorlar.
İnsanlığı bekleyen bir başka felaket ise, ademkızının
(kadın) yaratılışındaki özellikleriyle oynanması yüzünden
başgösterecektir.
Yaratıcının en güzel eseri olan insan ve insanın da en
zarifi kadınla ilgili hüküm, yorum ve
değerlendirmeler,Yoktan Var Eden’in, kadına doğuşuyla
birlikte verdiği “kimlik kartı” çizildiğinden dolayı,
insanlığı tehdit eden felaketler gün geçtikçe artmaktadır.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|