·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


ültürel Bakış
Her Cumartesi
 -Canlı Yayın-
Saat: 20.00-21.45
"türkshow'da"


Almanya`daki Gençlik Meselemiz

Göçün 45.yılını idrak ettiğimiz bugünlerde, Batı Avrupa Türklerinin muhakkak ki birbirinden önemli, çözüm bekleyen meseleleri vardır. İster evlat sahibi olsun, ister olmasın; mesuliyet taşıyan her Türkün en öncelikli derdi; bu coğrafyada yetişen ve yetişmekte olan Türk gençlerinin mevcut durumlarıdır. 

Almanya’da her sene Türk anne-babadan yaklaşık 37.000 çocuk  dünyaya gelmektedir. Zamanla bir taraftan aile yuvasında emekleyerek yürümeği, Türkçe konuşmayı öğrenen çocuk, diğer taraftan yaşadığımız yerli toplumla tanışmaya,  çocuk yuvasında (Kindergarten) başlar. Burada büyüyen çocuk, ilk defa içinde bulunduğu ortamın farkına çocuk yuvasında varır. Evdeki lisanla oradaki lisanın, eğitimin, farklı değerlerin ve hatta yemeklerin bile farklılığını ilk defa orada farkeder. O içinde bulunduğu yeni duruma zamanla alışır veya alıştırılır. Aynı zamanda ilköğrenime önhazırlık vazifesini de gören “Kindergarten”den sonra ilkokul döneminin başlamasıyla Türk çocuğu bundan sonra mevcut ortamın yabancısı değildir.

Okul öncesi, takriben 5250 Türk çocuğu anaokuluna (Kindergarten) ve 2800 ise hazırlık sınıfına (Vorklasse) başlamaktadır.

Aile yuvası, çevre ve okul üçgenindeki çocuk, değişik geleneklerin ve değerlerin hakim olduğu iki değişik ortamda yetişmenin zorluğunu yaşar. Bu dönem, çocuğun hem ailesinin mensup olduğu azınlık toplum tarafından, hem de beraber yaşadığı çoğunluk toplum tarafından kabul görme veya görmeme dönemidir. Şahit olduğumuz olaylara ve yaşadığımız tecrübelere dayanarak söylemek gerekirse; meselâ, Almanya’da yetişen bir Türk genci, ailesi tarafından şartlı kabul görürken, yerli Alman toplumu tarafından ise, sadece “yabancı” olarak kabul görüyor ve bu durum hissettiriliyor. Siz isterseniz buna, kabul görmemek de diyebilirsiniz, ki Almanya gerçeğini yansıtan da budur!

Hem mensubu oldukları Türk toplumunun hem de yerli toplumun başını ağrıtan ve tedbir alınmazsa uzun vadede daha da ağrıtacak olan nesillerimizle anlaşamıyoruz, çünkü onları anlayamıyoruz ve onlar da kendilerini niye anlayamadığımızı anlayamıyorlar. Nesillerimizin bizimle olan irtibat kopukluğu sadece anadil yetersizliğinden kaynaklanmıyor.  İçinde ve birlikte yaşadığımız yerli toplumun kültürel farklılıktan kaynaklanan sosyal yapısı ve eğitim sistemiyle içiçe yetişen çocuklarımıza zamanında yapılması gereken insani yatırımı yapamadık.

Şayet yapabilseydik, 25 000  civarında çocuğumuz halk arasındaki yaygın deyimiyle, “Gerizekâlılar Okulu”, “Sonderschule”ye  gitmek mecburiyetinde kalmayacaklardı.

Başka bir ifadeyle; taşa-toprağa ayırdığımız maddi kaynaklarımızın, enerjimizin ve onlardan daha önemlisi zamanımızın az bir kısmını evlatlarımızın eğitim ve öğretimine ayırabilseydik, mevcut durumla karşılaşmayacaktık.

Mevcut durumun rakamlarla izahı

18-30 yaş arasındaki Türklerin,
-sadece %52’si herhangi bir okuldan veya meslek dalından diploma sahibi olurken,
-yine aynı yaş grubunun, %33’ü herhangi bir meslek sahibi değildir.
Türk Gençlerinin %15’i Hauptschule’yi (ilköğrenim) bitirmeden okulu terk ediyor.
(Bu oran eski Yugoslavya’dan gelenlerde %21,4 ve İtalyanlarda %15,5)

Ve bunların sadece %4’ü üniversiteye gidiyor. 24.000 Türk üniversitelerde okumaktadır ki,  mevcur Türk nüfusuna göre ise bu oran yaklaşık %10 civarındadır.

18-29 yaş arası çalışanlardan ise, dörtte biri (devlet kuruluşunda değil, özel sektörde) memur (Angestellte) olabiliyor. 600 bin civarında Türk kökenli Alman vatandaşına karşılık, devlet memuru olanlarımızın oranı ise, %1’i geçmemektedir.

Yaklaşık 408.000 Türk çocuğu Almanya’da okula gitmektedir. Bu, 21 yaşın altındaki Türklerin %49’u demektir.

Türk öğrencilerin okullara göre dağılımı:

Vorklassen (hazırlık sınıfı): 2800
Kindergarten (ana okulu): 5255
Grundschule (ilkokul): 186.535
Hauptschule (ilk öğrenim): 98.891
Realschule (Orta Okul): 31525
Gymnasium (Lise): 22249
Gesamtschule (Birleşik Okul): 31800
Abendschule (Akşam Okulu) ve Kollegen (Kollejler): 3094
Sonderschule (Öğrenme Engelliler Okulu): 24960
Schule mit mehreren bildungsgaengen (birden fazla öğrenim dalı): 1604

Toplam: 408713
(Not: Yukarıdaki rakamlar, 2001 yılı verilerine aittir.)

Aileler açısından Türk çocuklarının eğitim meselesi

Bir de aileler açısından burada yetişen nesillerimizin durumuna, T.C. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nün 2005 yılında yaptığı kapsamlı araştırmadan aldığımız rakamlarla bir göz atalım:

-Çocuklarınızın Almanya’da yetişmesi sizi endişelendiriyor mu?

Evet: %59
Hayır: %24,1
Cevapsız: %16,5

Bu endişenin sebebi sorulduğunda ise ileri sürülen sebepler herkesi derinden düşündürecek derecededir:

Kültürümüzü öğrenememesi: %81,7
Dini değerlemizi öğrenememei: %77,2
Uyuşturucu, alkol vs. Tehlikeler: %65,1
Yabancı değerler edinmesi: %47,6
Yabancı düşmanı grupların saldırısı: %39,9
İyi eğitim alamaması: %40,4
Çocukların aileden uzaklaşması: %49,2

Çocukların Türkçe okuma-yazma konusunda (ailelere göre) durumları:

Çocuklar Türkçe okuma-yazma konusunda sorun yaşıyorlar mı?

Evet: %20,7
Kısmen: %37,9
Sorun yaşamıyorlar: %32,8
Cevapsız: %20,8

Aile ocağımızda görüp götürdüklerimizi birebir çocuklarımıza aktarmaya gayret ederken, bu metotla başarısız olduğumuzu, yer yer tepkiyle karşılaştığımızı gecikmeli olarak farkettik ama, yeni bir metot da geliştiremedik. Aslında böylesi bir durum karşısında, çocuklardan önce ebeveynler çocuk eğitimi konusunda eğitilmeliydiler. Değişen sosyal çevreye ve kültürel değerlere rağmen eski usul ebeveyn-çocuk münasebetleri bizi tehlikeli bir noktaya getirdi.

Türk gençleri Alman yaşdaşlarına göre 3,5 kat daha fazla aileleri tarafından şiddete maruz kalıyorlar. (Kölnische Rundschau/dpa, 15.8.06)

Burada, “şiddet”ten ne anlaşıldığını, yani Türk ve Alman zihniyetine göre farklılık gösterdiğini de gözönünde bulundurursak, bu oranın epey aşağılara düşeceğini görürüz. Nitekim bir başka ataştırma, göçmen Türk ailelerinde ebeveyn-çocuk ihtilafı Alman ailelerine kıyasla daha az görülmektedir. (www.jugendhilfeportal.de)

Yerli-çoğulcu toplum içindeki pek de içaçıcı olmayan şartlardaki konumumuz dikkate alındığında, bizden sonraki nesillerimizin hem eğitim-öğretiminde, hem de kendinden haberdar olarak, şahsiyetli ve kimlikli yetişmelerinde özel bir ilgi ve dikkat sarfetmemiz gerektiği ortaya çıkacaktır.

Bu yapılmadığı taktirde, durum gittikçe aleyhimize gelişecek ve hem yerli toplumun ve hem de bizlerin anlaşamadığı, aynı zamanda “Almanyanın Zencileri” Türk kökenli gençlerle şimdikinden daha ciddi sıkıntılar yaşayacağız.

İki kültür arasında yetişen bu nesilleri, kurtarmak herkesten önce bizim vazifemizdir. Kanaatimizce tek geçerli yol, iki dilli ve dolayısıyla iki kültürlü nesillerin yetişmesi için, hem ailelere, hem de resmi ve sivil kitle kuruluşlarımıza önemli görevler düşmektedir.

Azınlık olmanın getirdiği dezavantajları kısmen de olsa avantaja çevirebilmenin yolu, yerliden biraz daha fazla özelliğe sahip olmayı gerektirir. Bu da, geçerli bir diploma sahibi olmak, daha fazla mücadele etmek ve fedakârlığa katlanmak demektir. Bir de bunların yanısıra, kökkültürünün idrakinde olunmak mecburiyeti vardır. Aksi halde, genç insan yörüngesini şaşırma tehlikesiyle karşı karşıya kalması kaçınılmazdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Almanya`daki Gençlik Meselemiz
Yılmaz Kuzucu
Kurbanımız  esas olsa
Yakup Yurt
Yılbaşı gecesi yaklaşırken
Hidayet Kayaalp
Demokrasinin çişimi geliyor
Üzeyir Lokman  Çaycı
Siz benim geride bıraktığım yollardasınız
Nuran Yelkenci
Güçlünün Değil Haklının Sözü
Hayrettin Çakmak
İmralı’daki Serçe
Muhsin Ceylan
Öfke’ye öfkelenmemek kolay mı?
İbrahim Selamet
Uludağ Zirve notları (II)
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
M. Ali Aladağ
İki Zirve Arasında
Ozan Yusuf Polatoğlu
AMERİKA.. İSRAİL..
Haldun Çancı
Kırk Katır Mı, Yoksa, Satırları Paket Mi İstersiniz?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Nasıl bir cumhurbaşkanı
Fikret Ekin
Yine İnsan
Ali Kılıçarslan
“Almanca'yı Koruma Yasası” mı?
Ayten Kılıçarslan
Müslüman Kadınlar, Birleşin!
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Orhan Aras
Bizi Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Hasan Kayıhan
Ayrılığın Rengi Hüzün
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç