|
Medeniyetler
İttifakı
Kültürel Bakış
Her Cumartesi
-Canlı Yayın-
Saat: 20.00-21.45
"türkshow'da"
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
Erdoğan, İspanya Başbakanı Zapatero ve Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri Annan’ın İstanbul’da iştirak ettikleri
“Medeniyetler İttifakı” toplantısına sunulan raporun
başlığı; “Büyüyen Müslüman-Batı Ayrımının Temelinde Din
Değil, Siyaset Yatıyor” şeklinde medyaya takdim edildi.
Biraz daha açık bir ifadeyle; gittikçe tehlikeli boyutlara
ulaşan Müslüman Doğu’yla Hıristiyan Batı dünyası arasındaki
çatışmanın temelinde dinî ayrılık değil, siyasî çıkarlar
yatmaktadır, denilmek istenmektedir.
Tarihin biraz derinliklerine indiğimizde, ilk Haçlı
Seferlerinden günümüze kadar gelen Hıristiyan Batı-Müslüman
Doğu çatışmasında din faktörünün hep ön planda geldiğini
görürüz. Siyasi ihtiraslar, çıkarların dini bu çatışmalarda
istismar ettiği ise, ayrı bir hakikattır. Bilhassa, gerek
müslümanlararası ve gerekse hıristiyanlararası ihtilaflarda,
yine mezhebî farklılıklardan beslenen inanç istismarı
belirleyici rol oynamıştır. Hele hele günümüzdeki
çatışmaları sadece siyasî bir temele indirgemenin kendisi,
temenniye dayalı politik manevradan başka birşey değildir.
Balkanlardan Kafkaslara, Orta Asya’dan Orta Doğu ve hatta
Filipinler, Endonozya gibi Uzak Doğu müslüman ülkelerine bir
gözatıldığında, ateşler içinde, kan ve gözyaşına boğulmuş
insan manzaraları görürüz. Sadece müslümanların yaşadıkları
topraklarda ortaya çıkan bu durum tesadüf olabilir mi? Şayet
Irak bir müslüman ülkesi değil de hıristiyan ülkesi olasaydı
ve şimdiki gibi hergün ortalama 50-60 insanın öldürüldüğü
vahim manazara karşısında Batı dünyası bu kadar lakayt kalır
mıydı?...
Peki bu dehşet verici manzara karşısında müslüman ülkelerin
veya hakların duyarsızlığına ne demeli?... Sözkonusu
toplantıda yer yer objektif tesbitlerde bulunan Kofi Annan,
“Dördüncü Yüksek Düzeyli Grup Toplantısı”dan çıkan rapora
atıfta bulunarak,”İslam dünyasında günümüzün
memnuniyetsizliklerinin pek çoğunun İslam ümmetinin kendi
eksikliklerinden beslendiğini”nin altını çizerken, “Batı’nın
ise çifte standartlarla insan hakları ve demokrasi
konusundaki tutarsızlığı ile eleştirilere hedef olduğunu”
vurguluyordu.
El hak doğrudur! İslam ümmetinin kendi tutarsızlığı ve
eksikliklerinden dolayı bu tür musibetler başına gelirken,
Batı’nın da oldum olası bilhassa müslümanlara karşı çifte
standartları, onların gözünde bir hayvan kadar kıymeti
olmayan müslüman hayatı ise madalyonun diğer yüzüdür
maalesef.
B.M Genel Sekreteri Annan, günümüz dünyasındaki göçmenlik
olgusuna ve de beraberinde getirdiği kazanımlara dikkat
çekerken, eleştiri oklarını bilhassa müslüman göçmenlere
karşı giderek tavrını sertleştiren Almanya, Hollanda ve
Fransa gibi Avrupa ülkelerine doğrultuyordu: Göç alan
ülkelerde mevcut halkın, gelen göçmenleri geleneksel hayat
tarzına karşı tehdit olarak görmektedirler. Avrupa’da
özellikle hükümetlerin yeni gelenleri ve onların çocuklarını
ev sahibi toplumun içine almakta yeterli strateji
geliştirememişlerdir.
Zamanla kendiliğinden erimesini ümit ettikleri Avrupa
müslümanları ve bilhassa Türkler, kültürel varlıklarını
bütün olumsuzluklara rağmen muhafaza etmeğe kararlı
görünmeğe başlayınca, ev sahibi Avrupa ülkeleri asimilasyonu
zamana yayarak yeni stratejiler geliştiriyorlar. Birleşmiş
Milletler’in görev süresi tamamlanmak üzere olan Genel
sekreteri bunu bilse ne olur, bilmese ne olur?.. Ki,
bilmemesi de mümkün değildir!
Kofi Annan, diğer müslüman ülkelerdeki çatışmaları da
zikrettikten sonra, bilhassa Filistin topraklarında zuhur
eden Arap-İsrail çatışmasının ulaştığı boyutlara dikkat
çekerken, çok önemli bir tesbitte bulunuyordu: Bu çatışma,
çok güçlü sembolik ve duygusal yüke sahiptir ve bu yük
muharebe meydanının çok uzağındaki kişileri etkilemektedir.
İsrail-Filistin çatışması bir taraftan; A.B.D’nin
öncülüğündeki Batı’nın Orta Doğu siyasetinin bir simgesi
haline gelirken, diğer taraftan; asırlar boyu Yahudilere
zulmeden Batı, hem bunun bedelini o bölgedeki müslümanlara
ödetmek ve hem de onları kendi medeniyet değerleri içinde
“Musevi-Hıristiyan Medeniyet Değerleri” şeklinde terennüm
etmekle, İslâm’a karşı Medniyetler Savaşı’nın tarafını
oluşturmaktadırlar.
Not. Devamı yazımızda Medniyetler İttifakı’nda din boyutunu
irdelemeğe devam edeceğiz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|