·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Divan Sohbetleri
Her Perşembe
 -Canlı Yayın-
Saat: 22.00

"türkshow'da"


Ya Uy, Ya Terk Et?..

 Almanya’nın dünya ve Avrupa çapındaki çapını herkes bilir. Almanya’nın Türkiye ile ve Türkiye’nin de Almanya ile siyasî ve ticarî münasebetlerini her Türk bilmesine bilir ama... Bu iki ülke arasındaki insanî münasebetlerin de çapını herkes biliyor mu acaba?... Üç milyona yakın Türkün yerleşik olarak yaşadığı bu ülkeyle dostane ve ihtilaflı ilişkilerimiz var. Almanlarla Türklerin veya Almanya’yla Türkiye’nin ayrıştığı ve buluştuğu noktada Almanya Türkleri var. Dostluğumuzu pekiştiren de, ihtilaflarımızı çoğaltan da, anavatan Türkiye ile yenivatan Almanya arasında gidip gelen Türklerdir. Başka bir ifadeyle, bu iki ülkenin topyekün münasebetleri Almanya Türkleri’nden ayrı değerlendirilemez ve düşünülemez.

Almanya Türkleri’nin birinci nesli nefes nefese çalıştı, çalıştı, çalıştı ve bitti....tükendi! Ne denilse “Ja (Evet)” dedi, çünkü hayır demesini öğretmediler. Öğrenenler de, “Nein (Hayır)” demeye cesaret edemedi ve bir ömrü böyle tükettiler. Daha Almanya’ya getirilirken çok sınırlı haklara sahiptiler; verilenin dışında hak iddia zaten edemezlerdi çünkü yol-yordam ve dil bilmiyorlardı. Almanya bu durumdan memnundu ve zaten belli bir süre sonra ya gidecekleri, ya da gönderilecekleri zannediliyordu. Bilindiği gibi bu olmadı ve arkadan gelen Türk kökenli nesiller Almanya’nın hesaplarını altüst etti.

Bu kadarı fazla oldu

Avrupa’nın üç büyük ve güçlü ülkesinden İngiltere ve Fransa’daki müslüman azınlık ağırlıklı olarak bu ülkelerin eski sömürgülerinden gelmesine karşılık, Almanya’dakilerin (yaklaşık olarak 3,5 milyon) kahır ekseriyeti ise Türkiye kökenli. Bu üç büyük ülkenin yanısıra, Belçika, Hollanda ve Avusturya gibi ülkelerde de, hem Türk, hem de diğer milletlerden müslüman azınlıkların yerli halk ve resmî makamlarla kültürel kimlik farklılığından kaynaklanan sıkıntıları vardır. Almanya diğerlerine kıyasla farklı milletler veya kültürlerle en geç tanışan ve buna bağlı olarak da, en az tecrübesi olan Avrupa ülkelerinin başında gelir. Çalışkan bir millet; gerek toplum, gerekse çalışma hayatı kesin kurallarla  belirlenmiş, kendi koyduğu kurallara Almanlar kadar sadık bir millet tanımıyorum. Viyana kuşatmalarına kadar Türkü tarih kitaplarından tanıyan Alman, ilk defa 1960’lı yılların başında “Misafir İşçi” olarak ülkesine gelen Türk’le daha yakından tanıştı. O günden itibaren Alman’ın Türk’e bakışı; bizim tabirimizle, ağa-ırgat seviyesinde veya seviyesizliğinde oldu. Başka türlüsünü de beklemek biraz safdillik olurdu zaten. Türk buralı olmaya karar verince yerli Alman’la ihtilaf başgösterdi. Alman merkezli bir dünya tasavvur edenler, Türkün de kendilerine benzemesini istediler, hatta bu isteklerinde bayağı istekli olunca, dayatmaya kadar vardı. İş bu noktaya gelince, bu sefer dayatma karşısında Türk, “bak arkadaş bu kadarı fazla oldu” dedi ve ilk defa ayağını yere sağlam basarak direndi.

Bilinen Batı taktiği

Demirperde’nin arkasına saklanan komünist sistemin çökmesinden, yani 1990’lı yılların başından itibaren komünizmin yerine İslam’ı kendine yeni düşman ilân eden Batı, ABD’nin öncülüğünde müslümanlara karşı (ağırlıklı Ortadoğu’da) taaruza geçince, bundan Batı Avrupa müslüman azınlığı da nasibini aldı. Batılı`nın çok kurnazca taktiklerinden birisi; şayet ortadan kaldırmayı kafasına koyduğu bir unsur varsa, önce tesir gücü yüksek propaganda araçlarını devreye sokarak, o (düşman) unsurun ne derece tehlikeli ve kendilerini her an yok atmeğe hazır bir canavar olduğunu herkese kabul ettirir. Yaratılan tehlikeye karşı halkın hassasiyetini doruk noktasına çıkardıktan sonra, teyakkuz halindeki kamuoyunu da hiç zorlanmadan arkasına alarak hedefi dövmeğe başlar.

İngiltere ve Fransa’daki müslüman azınlığın yerli kültürle ihtilafı, millî olmaktan ziyade dinî kimlik etrafında yoğunlaşırken, Almanya’daki Türk’ün, “Öncü Kültür” dayatması karşısında millî ve dinî kimliğiyle iki ayağı üzerinde duruşunu müşahede etmekteyiz. Her ne kadar Oliver Roy, “Batı’da yetişen eğitimli müslüman, Pakistanlı veya Türk olmaktan ziyade dindar olmak ister” diyerek, bu nesiller için din kimliğini öncelik kazandığını iddia etse de, (en azından şimdilik) bu durum Türkler için geçerli değildir. İşgalci güçlere karşı imparatorluğun varlığını muhafaza edemese de, bugünkü Türkiye topraklarını kahramanca müdafa ederek, millî devlet ve millet şuuru gelişmiş olan Türk, Batı’daki varlığını çok dindar da olsa, Müslüman-Türk olarak tanımlar.

Medeniyetler Çatışmasının Alamancası

Almanya’daki Türk azınlığın kültürel kimliğini muhafaza etmesinden dolayı duyulan rahatsızlığın sebebiyet verdiği tartışmalar, “Medeniyetler Çatışması”nın Alman mentalitesi ve metodolojisine göre vuku bulanıdır:

-Ekonomik hayattta daralmanın başgöstermesiyle birlikte artan işsizlik oranlarının hemen akabinde gözler bu ülkenin en büyük yabancı grubunu teşkil eden Türk göçmenlere çevrilir  ve artık ne zaman geri dönecekleri değişik usüllerle sorulmaya ve son Göç Yasası’nda olduğu gibi, bu ülkedeki Türk nufüsun azaltılması için özellikle Türkleri hedef alan kanunlar çıkarılır.

-Onyıllardır kapı komşusu,  iş arkadaşı olan Türke, Alman 11 Eylül 2001’den itibaren politikacıların ve medyanın yönlendirmesiyle, potensiyel terörist gözüyle bakar:Başımdan geçen iki sıradan olay belki anlatmak istediğimeze açıklık getirir:  Otuz yıldan fazla bir zaman önce öğrenci olarak geldiğim bu ülkede bundan bir sene önce Berlin’e trenle giderken, iki sivil görevlinin o kadar sarışın ve mavi gözlü yolcunun arasından geçerek gelip benim önümde dikilmeleri ve kimlik sormalarını, o günlerde bazı tren istasyonlarına bırakılan “Bombalı Bavul” olayının normal neticesi olarak değerlendirmiş ve Şarklı tipimle terörist zanlısı olarak kelepçelenmediğime de şükretmiştim. 12.07.07 akşamı bir kamu televizyonu olan ZDF’de yine İslam-Terör-Müslüman-Türk karışımı ve aklınıza gelen ne kadar menfilikler varsa hepsini bir kazana dolduran şartlanmış bir sunucunun idaresinde yapılan bir proğramın sabahında yine işim icabı trene bindim. Boş bir koltuğa oturduktan sonra, kocaman bir bavulu oturduğum koltuğun yanıbaşında görünce, zannettiğim gibi boş olmadığına kanaat getirdim ve başka bir yere geçip oturdum. Tren bir başka istasyonda durdu, yeni yolcular bindi. Yeni binenlerden genç bir Alman oturanları teker teker kontrol edermiş gibi ilerlerken, beni görünce baş ucumda dikeldi, gayet ciddibir tavırla, “arkadaki o bavul sizin mi?” dedi. Gayri ihtiyari gülümseyerek cevap verdim: “Hayır,benim değil ama niye özellikle bana sordunuz?”. Terörist olmadığıma kanaat getiren duyarlı Alman, bavulun içine yerleştirilmiş bomba ihtimalinden de, belki dün akşam seyrettiği  proğramın aşırı abartılı olmasına bağlayarak vageçti kanaatindeyim. Yoksa her an polise telefon ihbarı yapılarak tren olduğu yerde durdurulabilirdi. Henüz daha sahibi ortalıkta görünmeyen bir bavul ve biraz ilerde oturan, Alman güvenlik yetkilileri, politikacı ve şarkiyatçıların  medyada her Allah’ın günü çizdikleri tabloya uygun, “potensiyel terörist” adayı ben!...

-3.nesilden itibaren burada yetişen Türklerin büyük çapta asimile olmasını bekleyen, ümit eden Almanya’nın beklentilerinin tersine bir gelişme olunca, Türk varlığından duyulan hazımsızlık artık uyum toplantılarının başlıca tartışma konusu haline gelir.

-Kiliselerin kapanma sürecinin giderek hızlandığı bir zamanda Berlin, Münih ve Köln gibi metropollerde büyük camilerin yapılmak istenmesi, dışa vurulmayan bir kıskançlıkla karışık korku, başka bahaneler ileri sürülerek tepkiye dönüşmektedir. Alman Yazar Dieter Wellershof Köln’de yapılacak büyük cami projesine karşı çıkarken, bazen “Cuma namazlarında iki bin kişi birden ibadet yapabilecek büyüklükteki caminin sadece 137 araba için parkyeri olduğu” türünden bahaneleri ileri sürse de, cami yapımına karşı kaleme aldığı uzunca makalesinin bir yerinde, “iki bin dindara aynı anda ibadet imkanı sunan camiye büyük rağbet olurken, savaştan sonra tekrar yapılan meşhur Roman Kilisesi gibi birçok kilise sadece konserler ve kültürel vesilelerle ziyaret ediliyor” demesi, müslümanlara karşı bir şuuraltı tepkinin belki de cami-kilise veya müslüman-hıristiyan kıyaslamasındaki en tipik dışa vuruş biçimidir. (FAZ, 14.6.07)

-Yeni nesil Almanya Türkleri, lisan bilen, bu ülkenin bir parçası olmanın farkında olan, aynı zamanda kök kültürünü de muhafaza etmeğe ve gerektiğinde“hayır” diyebilen kararlı tavrıyla bir bakıma Almanların Türklere yönelik ezberini bozmuşa benziyor. Bu direnci kırmak için Türk toplumu içindeki her türlü istisnayı genelleştirme, Türklerin uyuma yanaşmadıkları intibasını kamuoyuna yayma ve Türklerarası etnik, mezhebî ihtilafları gayet ustaca teşvik etme gayretleri bilinçli bir metotla yapılmaktadır.

-Almanya Türklerinin kültürel varlığını zayıflatmak için Türk ve müslüman kimlikli yazar, siyasetçi, akademisyen ve benzeri sıfatlara sahip şahısların bazen ajitasyona varan, tahrip ve te ditkâr girişimleri Alman medyası ve siyasileri tarafından desteklenmekte ve ödüllendirilmektedir.

-Bu direncin kırılması için Alman kamuoyunun yakından tanıdığı aydınlar aracılığıyla bazen sabır ve hoşgörü sınırlarını zorlayan, mukaddesleri rencide eden, kasıtlı girişimler başvurulmaktadır. Bunun en son örneği; Yazar Günter Wallraff’ın, camide Selman Ruşdi’nin “Şeytan Ayetleri”ni okumak istemesidir. (FAZ, 12.7.2007)

CDU/CSU ve SPD’den oluşan Büyük Koalisyon Hükümeti döneminde hayata geçirilen “Uyum Zirvesi” ve “İslam Zirvesi” göçmen kuruluşları tarafından memnuniyetle karşılanmış ve doğru yolda atılan büzük adım olarak değerlendirimişti. Herkes de biliyordu ki, her iki zirve de aslında Türkler ve diğer müslümanlara yönelikdi. Bir yılını tamamlayan ve 12.07.2007 tarihinde daha ikinci zirve toplantısı öncesi geniş tabana sahip Türk sivil kitle kuruluşları “Uyum Zirvesi”ni boykot ederek katılmadılar. Angela Merkel hükümetinin uyum politikasına indirilmiş ciddi bir darbe olmasına rağmen, başta sayın başbakan olmak üzere, hükümet yetkilileri bu durumu sıradan bir olaymış gibi geçiştirmeğe çalışıyorlar. Yıllardan beri dayatmalar ve oldu bittilerle Türk azınlığı töhmet ve baskı altında tutan Almanya, bu sefer beklemediği bir direnişle karşılaşınca, biraz şaşkınlık ve telaşla tekrar  büyüklük psikozuna kendini kaptırarak, “ siz kim oluyorsunuz da, teşekkür edeceğiniz yerde, bize baş kaldırıyorsunuz?” der gibi yaptı ve hatta çok önemli gazetelerde de buna yakın yorumlar yapıldı.

Not:Konuya devam edeceğiz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Ya Uy, Ya Terk Et?..
İbrahim Selamet
CHP ve MHP üzerine
Orhan Aras
Türk Don Juan'ı
Ozan Yusuf Polatoğlu
EY 367...
Nuran Yelkenci
İnanç Sömürüsü
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yakup Yurt
Bugün 19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramı (mı)?
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Ayten Kılıçarslan
Buna hakkınız yok!
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Muhsin Ceylan
Öfke’ye öfkelenmemek kolay mı?
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Nasıl bir cumhurbaşkanı
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç