|
BAYRAM
GELDİ NEYİME !
Akrep yelkovanı, günler geceleri kovaladı, bir
Ramazan Bayramına daha ulaştık sağ salim.
Şükürler olsun. Bütün Türk ve İslam aleminin
bayramını candan kutlarım. Tüm sevdiklerinizle
herşey gönlünüzce olsun.
Ben bu
bayrama epeyce buruk giriyorum. Bu burukluğun çeşitli
sebepleri var.
Pakistan'da ve Türkiye'de
durmak bilmeyen toprak sarsıntıları, Amerika kıtasını
kasıp kavuran tayfunlar, harap olmuş, ağlayan
perişan insanlar. Fakirliğin gözü kör olsun. Ölen
masum insanlar, ağlayan masum insanlar ve dünyanın
egemen süper gücüne teslim olmuş çaresiz mazlum
devletlerden oluşan, insanın içini burkan bir
manzara…
Bunun adı global dünya,
küreselleşme, evrensellik, çağdaş uygarlık,
vs…vs… Yiyebilenlere afiyet olsun, ben almayayım
izninizle! Dolarmış, Avroymuş, şuymuş,
buymuş, sonuçta maddeye, paraya
teslim olan ve maneviyatçı geçineneler utanmıyor
musunuz çelişkilerinizden? Herşeyin makroekonomik
istatistikler açıklanmaya çalışıldığı
bir dünyaya mahkûm edildik hepimiz. Adam aranmıyor, adam olunmuyor. Kaç paralık
adamsın deniliyor. Herşey pazarlık konusu… Çok
yazık!
Büyüklerimiz
bize öyle öğretmemişti. Küçüğe sevgi, büyüğe
saygı, vatandaşlık onur ve gururu, laik dindarlık,
azı paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma
seferberliği sayesinde kazanılan bağımsız
bir vatan, yaratılan
mağrur bir millet ve dalgalanan ay-yıldızlı
bayrak : Bizim kutsallarımız bu değerlerdi. Söyler
misiniz bunlardan geriye ne kaldı ?
Doğduğumuz ülke, Türkiye’miz,
kan revan içinde…Her gün gencecik delikanlılarımız
teröre kurban veriliyor. Ekranlardan taşan gözyaşları
eşliğinde şehit cenazeleri kaldırılıyor.
Ama insan hakları ve demokrasi savunucusu geçinen uygar
dünya silah ticaretine acımasızca devam edebiliyor.
Ve gıkı bile çıkmıyor entel dantel köşe
kalemşörlerinin.
İnternet
sitelerinde tartışma öbekleri var. Ağlamakla gülmek
arasında gidip gelerek sessiz sedasız izliyorum. Meğer
ne bilgili, birikimli, deneyimli, ulema, edip, gazeteci,
yorumcu insanımız varmış ta benim haberim
yokmuş. Herkes her konuda haklı olduğu iddiasında.
Herkes kendi mutlaklarını savunup, TEK gerçeğin
kendisinde ve kurtuluşun kendi reçetesinde olduğu
iddiasında. İki grup mevcut. Üniter ve laik Türkiye
leyhtarları ve aleyhtarları. Ve istisnalar dışında
takiyye yapan, lafı
eveleyip geveleyenler çoğunlukta. Ama hiçbir
konuda anlaşamıyorlar. Komplo teorileri, tarih genel
kültürü, nutuktan alıntılarla süslenmiş
Atatürkçülük gösterileri, taktik ve strateji uzmanları,
vb… Sonuçta doğaçlama yaparak birbirini taşlayan
halk ozanları gibi ben dahiyim sen aptalsın tartışmaları.
Tamam kardeşim sen haklısın, sen kazandın.
Eeee n’olucak şimdi? Avrupa Türk Toplumunun 40 yıl
sonra geldiği nokta seni mutlu ediyor mu ? Beni
etmiyor. Sen bardak yarısına kadar dolu diyorsun,
ben hayır boş diyorum. Evet maddi yarısı
dolu, manevi ve kültürel-sanatsal yarısı boş.
Biz
birbirimizi sevmiyoruz.
Yarımlığı
tamlık sanıyoruz.
Pohpohlanmayı çok seviyoruz. Büyük bir çoğunluk
için olmak değil, gibi görünmek çok çok çok önemli.
Herkes popüler olma sevdasında. Eleştiriye tamamen
kapalıyız. Çünkü kendimize güvenmiyoruz. O yüzden
de kolayca bölünüyor ve başkalarının oyununa
geliyoruz. Filozof « akılsız dostum olacağına,
akıllı düşmanım olsun » diyor. Düşmanlardan
öğrenecek çok şeyimiz var bence. Kurtuluş
cehalet ile mücadeleden ve kendimizi eğitmekten - öncelikle
kadınlarımızı - geçiyor. Unutmayalım
ki 40 yıldır Avrupa ülkelerinde yaşayan bizler
çağdaş uygarlık düzeyine henüz ulaşamadık.
Bu yüzden ikinci sınıf insan muamelesi görüyoruz
ve hep ehven’i şerlerle, hiç yoktan iyidirlerle
avunuyoruz. Ve bu başarısızlık
sadece fakirlikle açıklanamaz. Kendimize gelmemiz şart;
çocuklarımıza haksızlık ederek onların
geleceğini de karartmayalım.
Dedim
ya burukluk var üzerimde. Moralim bozuk. Hem de çok. Yeter
artık. YETER YETER
YETER… Ben mutlu değilim.
Bu yazımı bir şiirimle noktalamak
istiyorum izninizle :
DEMOKRASİ ARIYORUM
Parlamenter
çoğulcu sistemli
Avrupa
Birliğinde yaşıyorum
Çoğunluğun
koyduğu yasaları
İskele
hamalı gibi taşıyorum
Demokrasinin
öncelikli ilkesi
Çoğunluğun azınlıklara saygısı
Nerede bir
insana eziyet edilse
Yüreğime taş gibi düşer kaygısı
Sayısal üstünlük neyi
ifade eder
Rakamlar
nitelik doğurmuyorsa
Çuval
çuval un olsa neye yarar
Fırıncı
lâyıkıyla yoğurmuyorsa
İşsizlik,
parasızlık, yalnızlık kader mi?
Bunca
bencillik ve acımasızlık niye?
Bin
gözyaşı bir tebessüme
değer mi?
İşte
gidiyoruz Allah'a şükür diye diye !..
Eylül 1999
Hepinize daha güzel yarınlar
ve daha aydınlık bir gelecek dilerim!
Brüksel, 02 Kasım 2005
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Bayrasm
Geldi Neyime
Ramazan
Bayramınızı candan kutlarım!...
Ah
Mutluluk Ah!..
Değişim,
Gelişim ve İlerleme
Sınıftan Atılan "İnkarcı"...
Avrupa,
Avrupa, Duy Sesimizi...
La
Brabançonne ve İstiklâl Marşı
Darbelerle
Dolu 55 Yıl
Tükenen
Ömürler
Gurbetten
Gelmişim...
Lahey'de
Kısa Bir Günden İzlenimler
1950’den
Mektup Var…
Nereden
geldik, nereye gidiyoruz?
Tutarlılığa
Davet
Köprünün
altından daha çok sular akacak
SAYFA
BASI
|