|
SÖĞÜT’ÜN SEVENLERİ
Bir kitap okumuştum...
Durun, hemen alay moduna girmeyin! Arkasından, “..hayatım
baştan sona değişiverdi” gibi beklenen laflar gelmiyecektir
.
Aksine ben bu kitaptan, insan davranışlarının kitap okuyup
yazmakla asla değişemiyeceği gerçeğini öğrenmiş oldum.
Kitabın yazarı bir sürü bilimsel kanıtlar ortaya koyduktan
sonra durumu şu sözlerle özetliyordu:
“Davranışlarımızın arkasında ki fakör, bizim entellektüel
birikimimiz değil, alışkanlklarımızdır..!”
Kabullenmek gerçekten bana da zor gelmişti ama, çoğunlukla
sistemin böyle işlediğini zaman içinde farketmek te
geçikmedim.Yoksa yaşadığım zaman diliminde şahidi olduğum
bir çok olayın izahını nasıl yapabilirdim ki..?
İşte bunlardan biriside,
bir Söğütlü olarak Söğüt üzerine
bildiklerimdi...
X
X X
“Ana! ‘Yörükler,’ ne zaman?”
“Üzümler olunca oğlum!” Bu cevabın takvime yansıyan
anlamının Ağustos sonu veya Eylül başı olduğunu biraz daha
büyüyünce öğrenecektim.
Resmi söylemlerdeki, “Ertuğrul Gaziyi Anma” şimdilerde de
yanına eklenen “..ve Osmanlı Devleti’nin .....’ci Kuruluş
Yıldönümü Şenlikleri” tabirlerinin tarihi çok eskilere
dayanmaz. Halk arasında “Yörük Bayramı”, çocuklar arasnda da
“Yörükler” diye anılırdı. Biz çocuklar için başka bir anlamı
daha vardıki, onun için sık-sık sorma gereği duyardık:
“Ana!Yörükler, ne zaman?” Çünkü, iki Bayramda verilen
paraları özgürce harcamamıza müsade edilen yegane yerdi
Yörük Bayramları... O yüzden, benim zihin dünyama ilk
kazınan Özgürlük kavramıyla bağlantılı bir Metafor olma
özelliğine de sahiptir...
Ve bundan tam kırk yıl önceydi...
Yıl 1966 veya 67 olmalı... Ben yine çocuktum ama, çocukluğun
“Duygu Dönemi” diye bilinen merdivenlere çoktan adımı mı
atmıştım: Yaşım on..onbir... O yıl Sakarya Nehrin de
geçirdiğim boğulma tehlkesi yüzünden verildiğini tahmin
ettiğim bir cezadan olsa gerek “Yörükler”e gidememiştim.
Gidip, dönen arkadaşların bir fiyakalı anlatışları vardıki
hala kulaklarımdan ve hafızamdan silinmiş değil. Neler
yiyip, içmemişler; neler görüp sezmemişler, hergeeler... O
anda ben belki de ömrümün ilk kıskançlık duygusuyla tanışma
halindeydim ki, bir arkadaşın Şu sözleriyle merak durumuna
girdiğimi hatırlarım:
“Tavşanlı Sabri’nin oğlu Yavuz var ya, lan..Türkeş’i
konuşturmamış! Almış elinden mikrofonu, sen Menderes’in
katilisin demiş!”
“Ulan,Türkeş kim?”
“Bilmem ..Ankara’dan gelmiş, ihtilalmi, ne yapmış...”
Koşarak eve gittiğimi hatırlarım...
“Ana! Türkeş kim?”
“Bilmem oğlum, babana sor!”
Koyu bir C.H.P.li olan rahmetli babamın, en azından o
dönemi değerlendirirken Türkeş’e olumlu bakmasını çok uzun
yıllar sona anlıyabilecektim.
Kader beni çok genç yaşlarda Türkeş’le tanıştırdı. Söğütlü
oluşumdan ve taşıdığım soyisimden dolayı kendisinden güzel
ve tarihe yöneltici sözler duydum. 16 Yaşındaki çoğu genç
böylesi duygular karşısın da ne yaparsa, bende onu yaptım ve
“Bir imparatorluk genişliğindeki gençliğim”i ülkücü olarak
geçirdim...
Açıkca ortaya konması gereken birşey varsa şudur: Bu
camianın, yani ülkücü camianın Söğüt’e çok eskiye dayanan
ve takdire şayan bir ilgisi vardır. Değil protokol
çadırında, alanda bile oturacak yer gösterilmediği
dönemlerde Söğütle iıişkilerini kesmediler. Liderlerinin
elinden mikrofon alındı, yine kesmediler...İlçe parkında
bir “hoşgeldiniz” lafı kendilerine çok görülerek oturacak
yer gösterilmeme kabalıklarıyla karşılaşmalarına rağmen yine
kesmediler....
Bununlada kalmadılar...Söğüt’ü ve Ecdadı gençliğe tanıtmaya
yılmadan devam ettiler...Galip Erdem’in , “Söğüt’teki Çınar”
yazısını okuyupta oraya koşmıyan vatan evladı varmıdır? Uzun
yıllar Söğüt’ün Devlet tarafından ihmale uğradığını, hatta
Anma Törenlerinin bir dönem tamamen yasaklandığını bile ben
bir Söğütlü olarak rahmetli Dündar Taşer’in yazılarından
öğrenmiştim.
Yine bu camia içinden cıkmış ve kendisi de Karakeçili
Yörüklerinden olan değerli edebiyatcı Hasan Kayıhan ,
çocukluğunda pazaryeri’nden Söğüt’e gelirken kaç kes
jandarma engeline takıldıklarını bir görüşmemizde, daha
başka acı hatıralarla birlikte anlatmıştı.
Sonra bütün bu sıkntı ve ihmallerin ardından Devlet tavrını
değiştirdi ve Söğüt’e ilgi duymaya başladı. Bunda bir çok
etken sayılsa da, Turgut Özal’ın başbakanlığından sonra hız
kazandı denmesi bencede isabetlidir. Özal’ın, çocukluğunu
Söğüt’te geçirmiş olmasının bundaki rolü elbette yatsınamaz.
Sonra elinden mikrofon alınan insanların partileri Söğüt’de
Belediye Başkanlığı kazanır hale geldiler. Söğüt’e güzel
hizmetleri de oldu.
Şimdi tüm geçmişte y aşanılanlara bakarak beklenen şu
olmalıydı: Tüm gayret ve çabalar Söğüt’ün, siyasisinden
tutun da tarlada çalışan işcisine varana dek toplumun her
katmanı na tanıtılması anlatıması
olmalıydı... Hatta tüm Dünya’ ya...Emperyalizmin iyice
azmanlaştığı böyle bir zaman da Söğüt’ü ve Domoniç’i iyi
okumalılıyız...
Gel görkü, iki yıldan beri ülkenin Başbakanın Söğüt’e
gelmesine alınganlık gösterilerek, Söğüt imajına zarar
verilmektedir. “Devlet Söğüt’ü ihmal etmiştir” diye adeta
yıllarca gözyaşı dökenlerin ülkenin Başbakanına ve
beraberin de Söğüt’e gelen misafirlere Taşı sopayı reva
görmeleri gerçekten şaşırtıcı bir durumdur.
Artık soğuk savaş döneminin bir algılaması alan “itiraz
kültürü”nün sloganlarından kendimizi sıyırıp rahmetli
Taşer’in dediği gibi, “Ecdadımızı sükünet içinde anlamaya
çalışmalıyız.
14.9.06.Suttgart ,
Hidayet Kayaalp
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Söğüt’ün
sevenleri
Kış
Raporu
Kasıntı
Kütürü
Asrın
Belasına
Çözüm...
Eşeklerin
Gizemli Dünyası
İletişim
Kavşağının İşaret Levhaları:İlgi
Kalıpları
Ertuğrul
Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Kendimizle
İletişim
Övgülerle
sövgüler arasında
Değişimin
Zihinsel Aşamaları
İletişim
kanalları ve farklı davranışlar
NLP
ve Biz
Kabaklı
köyün ahalisi ve NLP
"Değişim
mi, Gelişim mi?"
SAYFA
BASI
|