|
BRÜKSEL
MEKTUBU
Yakup
YURT
|
|
|
yakup.yurt@skynet.be
|
SARKOZY
VE SEÇİMLERE
BİR AY KALA
BELÇİKA'DAKİ DURUMUMUZ...
Malûmunuz, 10 Haziran
Pazar günü Belçika'da genel seçimler yapılacak. Oy
kullanmanın zorunlu olduğu Belçika'da tatil öncesi gidip
paşa paşa vatandaşlık görevimizi yapacağız. Dört yılda bir
düzenlenen, Bu seçimler Belçika Federal Parlamento ve Senato
yenileme seçimleri olarak seçmenlerin karşısına çıkacak...
Belçika Türk Toplumu 40 yılı aşkın bir süredir bu ülkede
yaşıyor ve Türk kökenli bu seçmenlerin büyük çoğunluğu uzun
zamandan beri çifte vatandaşlık hakkından yararlanmak
suretiyle Belçika vatandaşı da olmuş durumdalar...
***
Belçika siyasi partilerinin özellikle Fransızca konuşanları
güney komşumuz Fransa'da yapılan iki turlu cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin sonuçlarını beklediler. Zira orada ikinci turda
liberalleri temsil eden bay Nicolas Sarkozy ve solu temsil
bayan eden Ségolène Royal'in düellosu yaşanıyordu. Ve
burada, kuzeyin yağmurlu ülkesi Belçika'da, kazanan,
başarılı liberal veya sosyal demokrat akımın rüzgarının
olumlu etkisi bekleniyordu! Ve bu beklenti içinde
Belçika'daki seçim kampanyasının başlaması bilinçli olarak
geciktiriliyordu... Fransa seçimleri bitti ve Macar asıllı,
hukuk eğitimli, açık sözlü ve sert İçişleri eski Bakanı
Nicolas Sarkozy açık fark ile kazandı. Yorgunluğunu gidermek
için kendini zengin bir dostunun jet uçağı ile yine ona ait
bir yatın üzerine attı. Dostunun yirmi yıldan beri
sürdürdüğü ve kendisinin her seferinde kibarca reddettiği bu
davete bu kez icabet etti. Tatil yaptı. Dinlendi. Zorlu ve
yorucu kampanyadan sonra gerçekten helalinden bunu hak
etmişti.
***
O suyun içinde serinlerken Paris'in banliyö mahallelerinde
yine yangın vardı... "Pislikler" sözcüğünün hedefindeki
"dışlanan yabancı kökenli gençler" yakmaktan usanmamışlardı.
O gençler ki, orada doğmuş olmalarına rağmen, neden hâlâ
oranın aidiyetinde görülmüyorlardı? Onlar kendilerine reva
görülenlerden hiç bir şey anlayamıyorlardı. Zira kimse
onlara bir şey anlatmıyordu. İyi futbol oynamaları dışında
adam yerine konulmuyorlardı. Kafaları bozulunca
zidanlıyorlar, kafa atıyorlardı. Ne yazık ki kendilerini
şiddet yoluyla ifade etme yoluna itilmişlerdi. Bu dışlanma
daha ne kadar, ne zamana kadar sürecekti? Kimse pek fazla
bir şey bilmiyordu aslında. Zaman en iyi ilaçtır
düşüncesiyle herşey zamana havale ediliyordu. Win-win
sisteminde wait and see oynanıyordu...
***
Yine bu arada 8 Mayıs günü Batı Avrupa'nın tümü için çok
önemli bir gündü. 8 Mayıs 1945 gününün simgesel anlamı
büyüktü; zira Alman ordusu o tarihte silahları bırakmış ve
Avrupa'da savaş son bulmuştu. Ama yeni seçilen cumhurbaşkanı
Sarkozy törenlerde yoktu... Olsun diyordu haftalık Fransız
Le Point dergisi genel yayın yönetmeni Franz Olivier Gisbert
"herşeye rağmen devletçi ve farklı bir kişilik, ama De
Gaulle'cü..." Yani Jacques Chirac'ın biraz daha genci, yani
2007 versiyonu...
***
Bu arada istisnasız tüm Belçika siyasal partileri aday
listelerini hazırlamakla, bu arada yine birkaç Türk kökenli
adayı bu listelere serpiştirmekle meşguldüler. İşin garibi
listelerin en uygun yerlerine çok popüler televizyon
sunucusu bayanlar serpiştiriliyordu. Medyatik "açılım"
adayları aranıyor, oy avcılığı tüm cazibesiyle devam
ediyordu. Türk kökenli adayları nereye koyarsak daha çok oy
getirir, kendileri seçilmez ama bizim istediklerimizin
seçilmesine yardımcı olurlar sorusunun arayışı içindeydi
parti kurmayları. AB'nin başkenti Brüksel'de Türk
kökenlilerin oyları akılcı ve tutarlı bir şekilde
kullanılmış olsaydı, iki ve hatta üç adayı Federal
Parlamentoya sokabilme imkanı olabilirdi belki. Ama nerede o
irade?
***
Nasıl Türkiye'nin AB'ye girebilmesi için Kopenhag kriterleri
geçerliyse, burada da bazı kriterler geçerli. Ve bu
kriterler hiç, ama hiç Avrupai değil, tamamen Türkvari. Yani
Türkiye'deki mevcut siyasi veya inançsal yapılanmaya koşut
bazı kıstaslar söz konusu... Kapalı konuştuğum sanılabilir,
fakat eminim ki burada yaşayan herkes kesinkes ne dediğimi
çok iyi anlıyordur! "Kendi düşen ağlamaz" diyen atalarımız
hemen ardından "Düşenin dostu olmaz" demeyi ihmal etmemişti.
"Düşmez kalkmaz, bir Allah" denir Anadolu'da... Benim
seçilmemem hiç önemli değil, sayemde sen de seçilemedin ya,
ohh olsun düşüncesi egemen beyinlerde. "Gülme komşuna gelir
başına" veya "Son gülen iyi güler" falan filan derken çok
iyi uyguluyor partiler "diviser pour régner/böl ve yönet"
kuralını. Peşinen tenzih ettiğim bir-iki istisnalar hariç
adayların birçoğu ideolojilerden bihaber. Seçmenler ha keza
onlardan farklı değiller. Oyunu bilinçli kullanan, ideolojik
tercih veya toplumsal projeye göre veren seçmen yok denecek
kadar az. Brüksel'de Türk kökenli nüfusun % 80'inden
fazlasının kendilerini "sağcı" olarak tanımladıkları bilinen
bir durum. Yani Türkiye koşullarında milliyetçi,
muhafazakar, sağcı tercihleri olan bir toplum Belçika'da
oyunu niye sol partilere verir?
***
Plan, program, proje tartışması yok kesinlikle. Olması da
gerekmiyor. Adayların hepsini kastetmiyorum, ama
küçümsenmeyecek bir azınlık var ki adlarını seçimden seçime
duyuyoruz. Kimdir, nedir, nerdedir, ne yapar, ne yer, ne
içer, ne düşünür bilinmez... Bilinmeleri de gerekmez zaten,
çünkü seçilemeyecek sıralara yerleştirilmişlerdir. Egoları
tatmin edilmiştir. Seçilmeleri beklenmediğine ve
istenmediğine göre ne kadar çok oy toplamayı başarırlarsa o
ölçüde ödüllendirileceklerdir. Şu veya bu şekilde, al
gülüm-ver gülüm kuralına göre... Bahtları açık olsun, Allah
hepsinin yardımcısı olsun, hiç kolay değil...
***
Bu satırların yazarının da yaşanmış küçük bir deneyimi var
2003 seçimlerinde. Yemin billah hiç düşünmediğim ve
istemediğim halde o zamanki partim Ecolo tarafından 8. yedek
aday olarak gösterilmiş ve helalinden 588 oy kazandırmıştım
partime. Ki bu oyların sekizi de Belçika dışından gelmişti.
Brüksel'de 588 oyun benim şahsımda toplanmasına. Çok
sevinmiştim. Ya ben seviliyordum ve popülerdim, ya da epeyce
çevreci insan varmış Türkler arasında ve benim haberim
yokmuş diye teselli ediyordum kendimi.
Kaybedenin
tesellisi işte n'olacak! Her emeğin bir bedeli var ne de
olsa! Bana da
sordular : "Ne istersin?" diye. "Parti başkanlığı..." diye
yanıtladım. Acı acı güldüler, abes abes baktılar... Olsun
varsın, isteyenin bir yüzü kara, vermeyenin de iki yüzü...
Sonra ayrıldım o partiden. Sonradan kulağıma gelen rivayete
göre, "Yakup iyiydi hoştu ama çok istedi" demişler! Öyle
anlamışlarsa öyle olsun, canım parti babalarının malı değil
ya? Bak nasıl PS'in başına gelmiş İtalyan'ın oğlu. Helal
olsun. Macar Fransa'da cumhurbaşkanı, İtalyan Valonya'da
başbakan... Örnekleri çoğaltmak mümkün. Önemli olan karar
alınan masada karar alınmadan önce, alınırken oturmak, görüş
bildirmek, varlığını hissettirmek, sesini duyurmak. Herşey
başkaları tarafından kararlaştırıldıktan sonra, davul-zurna
ile düğün alayına katılmak değil.
***
İşin tuhafı bir araya gelmek, buluşmak, konuşmak, tartışmak
yok. Ne var? Sadece boy gösterme, partinin gerçek Belçika
kökenli ileri gelenlerini alıp o kahve senin, bu dernek
benim, o cami senin, bu etkinlik benim dolaştıracaksın,
gülücük ve sempati dağıtmalarına fırsat yaratacaksın, yerel
ve ulusal Türk medyası bol fotoğraflı haber verecek,
kerameti kendinden menkul "misyon sahibi" birkaç köşe yazarı
ahkâm kesip tercih belirtecek ve arzu edilen "O kişi"
hasbelkader seçilirse biraz da sayemde denilecek ve
alkışlanacak.
***
Peki benim şahsi düşüncem ne?
Fazla önemi olmamakla birlikte merak edenler için
özetleyeyim!
Önce birilerinin bana niçin 40 yıl aradan sonra ve hâlâ
mutlaka Türkçe konuşan, Türk kökenli bir adaya oy verilmesi
gerektiğini anlatması lazım... Son tahlilde seçilenler, Türk
kökenli olsalar da, Belçikalı seçilmişler değiller mi? Parti
disiplinine uymak zorunda olan bu kişileri Türkiye'nin şu
veya bu ulusal meselesinde yeterince "Türkiyeci"
davranmamakla suçlamakta kimin hakkı olabilir? Peki
davranmak isteseler, mensup oldukları siyasi partiler buna
izin verirler mi? Parti üyelerinin kaç tanesi veya kaçta
kaçı karar mekanizmalarında karar alınmadan söz sahibi
olabiliyorlar?
***
Liberalizm nedir, sosyalizm nedir, hümanizma nedir, merkez
sağ veya merkez sol ne anlama gelir, İslamiyetin veya Türk
örf ve adetlerinin Batı kültüründeki yeri nedir veya ne
olmalıdır, Türk kalarak ne kadar Belçikalı olunabilir,
çıtayı yükseltmek ve karar mekanizmalarında söz sahibi
olabilmek için neler yapılmalıdır ? Bu yönde Türk, Belçika
ve Avrupa kurumlarından ne gibi haklı beklentilerimiz
olabilir, yakın, orta ve uzun vadeli hedeflerimiz neler
olmalıdır?.. Asimile olmadan uyum sağlanabilir mi? Burada
herşey iyi ve doğru, orada herşey kötü ve yanlış mı?
Farklılıkların etkileşimi ve tamamlayıcılığını geliştiren
mekanizmalar oluşturulamaz mı? Birinin var olması için
ötekinin illâ ve tillâ yok olması mı gerekir? Bir araya
gelip bu ve buna benzer başka soru ve sorunları tartışmadan
hiçbir yere gelinebilineceğini sanmıyorum.
***
Aptalca bir Batı hayranlığı ve taklitçiliği ile içi boş Batı
düşmanı bir Türk-İslam sentezinin çözüm olmadığını tarih
kanıtlamıştır. Ve bu kanıtın en güzel sayfaları Mustafa
Kemal Atatürk komutasında yazılmıştır.
***
O nedenle Türk kökenli adaylardan basit bir soruya yanıt
vermelerini rica ediyorum : Sizi seçersem(k) ne
kazanacağım(z), seçmezsem(k) ne kaybedeceğim(z)?
***
Başarı dileklerim istisnasız hepinizle...
Brüksel, 10 Mayıs 2007
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SARKOZY
VE SEÇİMLERE BİR AY KALA
BELÇİKA'DAKİ DURUMUMUZ...
Gerçek
tek, yorumlar farklı...
Kem
küm, lam lum!
MERİNOS
KOYUNU MU, GLOBAL SERMAYENİN OYUNU MU?
BRÜKSEL'E
KAR YAĞDI, GÖNLÜM ÜŞÜDÜ…
Yılbaşı
gecesi yaklaşırken
Küresel
Sessizlik
İmkansızı
olanaklı hale getiren devlet adamı: Bülent Ecevit
Korku
Bahçesinde Sevgi Yeşermez
Bugün
23 Nisan
Tarihte
ve gelecekte kadının yeri
Mösyö
Sarkozy kimdir?
Esti
Nesim'i Bahar, Ya da Nevruz Ateşi
Darbede
Doğan Deniz
Kısır
Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Edison
lambaya püf dedi!
Her
şeye gülünür mü?
Mozart
Bugün 250 Yaşında
UĞUR’suz
bir günün düşündürdükleri!..
Kurban
Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler
Epifani
Yortusu ve Kral Galetası
Düşünüyorum,
Öyleyse Varım
(Descartes)
Yılbaşı
Gecesi Yaklaşırken
Ankara-Brüksel
Diyaloğu...
BREL
en büyük Belçikalı seçildi
Çağdaş
Uygarlık
Yolları
Mayın
Döşeli
Adile
Naşit: Vazgeçilmez ve bir daha gelmez…
İntihar
Komondosu Belçikalı
Meryem
Dil
ve Aşağılık
Duygusu
ÖEK
Üçlüsüne Ne Oldu?
Bayram
Geldi Neyime
Ramazan
Bayramınızı candan kutlarım!...
Ah
Mutluluk Ah!..
Değişim,
Gelişim ve İlerleme
Sınıftan Atılan "İnkarcı"...
Avrupa,
Avrupa, Duy Sesimizi...
La
Brabançonne ve İstiklâl Marşı
Darbelerle
Dolu 55 Yıl
Tükenen
Ömürler
Gurbetten
Gelmişim...
Lahey'de
Kısa Bir Günden İzlenimler
1950’den
Mektup Var…
Nereden
geldik, nereye gidiyoruz?
Tutarlılığa
Davet
Köprünün
altından daha çok sular akacak
SAYFA
BASI
|