·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


Hayatın içinden

          Y ı l m a z   K u z u c u

 

yilmazkuzucu@web.de



İçimdeki Notlar

Ayda bir yazdığım „dostlara mektup“u sizlerle paylaşmayı düşündüğüm notlar biriktiğinden, sırf bir konuyla sınırlı tutmak kolay değil.
Tabi şu sıra kapalı ve bulanık havada güneşli duygular da zor akıyor kağıda. Napalım dostdan gelen mektubun gül de olur dikende, takdir de olur tenkid de.

Genelde kendine ayna tutamayan ve söz geçiremeyenler başkalarında gördükleriyle uğraşır. Çünkü ötekiler karşımızda, kendi yaptıklarımızsa arkamızda kalırlar.

„Ben onun yerinde olsaydım şöyle yapardım böyle yapardım. 3 günde dize getirir-adam eder-, 4 günde kurtarırdım vs. Ben başbakan olsaydım.., ben rektör olsaydım baştaki beze değil, ağızdaki söze bakardım. Müdür olsam öğretmenimi, öğretmen olsam öğrencimi, Patron olsam elemanımı şöyle yetiştirirdim-böyle yetiştirirdim, eleman olsam işimi en iyi yapardım, yaşlı- tecrübeli olsam, güzel olsam, güçlü olsam, zengin olsam, genç olsam, dil bilsem,“..ila ahir….

„Zamanım olsa okurdum, gelseler verirdim, yetim başı okşar, eşimin kiymetini bilir, çocuklarıma zaman ayırır, zararlılardan kaçar, sözümü tutar, israfı bırakırdım“.vs, vs.

Velhasıl sözde başkası olmayıp, ben tekrar ben olsaydım ne yapardım? Yani dünyaya yeniden gelsem  gerçekten keşkesiz bir hayat yaşar, bugünkinden farkli olur muydum?

Kişiye ancak çalıştığının karşılığı vardır. Geleceği satın alabilecek tek şey ise bugündür.
Şartlar ne kadar zor olursa olsun, biz ancak mırıldanmaktan ve bahane aramaktan ziyade yapabileceklerimizi, yani gücümüzü en sonuna kadar zorlayarak öncelikle kendi ev ödevimizi“ tam yapmakla yükümlüyüz.
Önemli vazifelerin ihmali ve boşa geçen her vakit ve nakit bize „pişmanlık ve keşke!“ darbeleriyle geri döner.
Önümüze konan bir hayat hikayesi veya bir filmde nedense hep kötü adamı-kadını- başkasıyla, iyi roldekiniyse kendimizle özdeştiririz. Halbuki gerçek hayatta o kötü adamın rolünü biz yaparken hiç de düşünmeyiz.
Mesela zulüm, haksızlık ve anlayışsızlık görmüş bir gelin, kendi kaynana olunca aynı zulmü yaparken adeta gizli bir öc mü almakta?.

Hayat; senaryosunu kendi yazdığımız bir film mi yoksa?

Tekrar bize, hatta başkalarına da gösterilecek olan o filmde rolümüzü kusursuz oynayabiliyor muyuz?.

Patlak veren şu karikatür krizi birebir görüşmelerin, tecrübelerin “dışa yönelik çalışmaların “ Öffentlichkeitsarbeit” kendimizi anlatmanın, diyaloğun ve Objektıv Medyanın önemini bir kez daha göstermiştir. Tabii bugünki duruma kısa zamanda gelinmedi.
( Web-sitesi,Tr de kuş gribi korkusu başlığının altına çarşaflı bir kadın resmi koymuştu-pes doğrusu dedim) (Die negativen Bilder bleiben in den Köpfen) Çamurun izi kalıyor. Biz bile o resim veya görüntülerden korkar hale geldik.
Ötekini öcü gösterme ve sürekli gündemde tutma çabası, kendi çirkinliklerini-bitişini- ve oyunlarını kamuflenin veya unutmanınbir usulü mü yoksa?.

Onlarca yılda oluşan ormanı bir çakmakla yakma düşüncesizliği ve basiretsizliği gün gibi ortada. Dün Saddam ı kötüleyerek ülkesini ateşe veren senaryoda  şimdi komşusu sırada. Umarız insanlık güçlünün yaldızlı yalanına daha fazla seyirci kalmaz, tarihden ders alırda küçük bir azınlık hırsına dünyanın ateşe verilmesine seyirci kalınmaz. Tekrar tekrar analar ağlamaz, bebekler ölmez, şehirler harabeye dönmez.

Burada bize düşen sokaktaki insanı kazanma, bire bir kendimizi tanıtarak iyi ilişkilerle “bozuk imaji” değiştirme çalışmaları.

İş arkadaşlarımız, komşumuz veya irtibatta olduğumuz insanlar bizi nasıl tanıyor? Aceba arkamızdan nasıl konuşuluyor, ailemiz hatta çocuklarımız bizden sahiden memnun mu? Güven kazanabilmiş miyiz?

Milletce güzel hasletlerle dolu iç dünyamız, örnek ahlak ve aile yapımız ve barışcıl bütün bir sosyal hayatımızı dışa ne kadar yansıtabiliyoruz?.

Eğer sinirlenirsek, “üzerine bir gün uyuyupta karar vereyim” diye öfkemizi yutabiliyor muyuz?

Velhasıl bizi öldürmeye gelen bizde dirilebilir mi?

Bir hatıra:
Minareli Cami projesine yardımcı olmaya çalıtığım bir şehrin belediye başkanı;
”İnsanımızın yüzde 20 sı bu projeye karşı, bir o kadarı ise taraftar. Geri kalan yüzde 60 lık bir kesim ise hakkınızda yeterli bilgi sahibi değil. Bu zaman kendinizi onlara tanıtmak için altın bir fırsat, buyrun” demişti.

Ne ekdik de bitmedi?

Bir Volkshochschule ye gidipde „kimileri dans-dil kursu, kimileri yemek veya Joga  kursu verirken  ben de “Den Islam Verstehen“  konulu bir kurs verebilirim „ dedik de kapılar üzerimize mi kapandı?
Şehir kütüphanesine giderek veya  telefonla „Michael Widmann’ın „ das Kopftuch“ adlı kitabını ısmarlarsanız ben de okurum“ dedik de almadılar mı?
Üniversitelere‚ ‚Die Botschaft’ –Çağrı- filmini seyrettirebiliriz dedik mi? Türk – İslam haftaları ne alemde? Bir ‚Mösyö İbrahim’ filmi bir çok sözden daha etkili olmaz mı ?
Okul dairesine -Schulamt- müracaat edip de „ Okulda dindersi veya Tarih dersinde Islam konu olunca şu adrese başvurabilirsiniz’ diye yazdık da cevap gelmedi mi? (Bu konuda Würzburg 10 yıldır tecrübeli).

Buralarda para kazanmaktan başka da yapmamız gereken işlerin olduğunu hatırdan çıkarmayalım.

Önümüzde daha çetin bir dönem var, işiniz rast gele ve selam size.

SAYFA BASI

Yazarın diğer yazıları:

İçimdeki Notlar
Hayat; sebep ve sonuç
Hacda nefsi Kurban edebilmek 
Şiir gibi bir izinden…  
Aküyü doldurmak
Müstesnalar
“Çocuklara  çok  yazık”
Röttingen deki „İslam Projesi“ tüm okullara örnekti
Ölüm hapsaneleri ve ölü ruhları dirilten Kurán
Son kalemiz „Aile“„out“ mu oluyor?
„Moschee Weg“ ve Yeni Cami
Sanat, para, ahlak
Bir başka açıdan Diyalog
Vurdumduymazlığa çare ne?
Estetik, armoni ve renklerin dili
Mutluluk (formülü) ertelenemez
Almanyadaki yeni neslin tarih bilinci
„Çocuk kuyuya düşmeden“
Aşk gibi okumak
Güzel bir yazı
Bireyselleşmenin sessiz depremleri
Herseye rağmen
Batıdan bir iç muhasebe
Huzur yazıları
Sağlıklı değişim
Her ayrılık
Kimse sizin yerinize düşünmez
Sözlerin özünden
Mektup
   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Yılmaz Kuzucu
İçimdeki Notlar
Mahmut Aşkar
Din Milliyetçiliği
Hidayet Kayaalp
Eşeklerin Gizemli Dünyası
Yakup Yurt
Edison lambaya püf dedi!
Hasan Kayıhan
Ben "Hicbir Şey" demiyorum!..
Nuran Yelkenci
Peygamberleri Rahat Bırakın
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Saldırılan Polis
Şefik Kantar
Ey Alman, Titre ve Kendine Dön !
Veli Kalli
Yozlaşma veya Yozlaştırma
Ali Kılıçarslan
İlk kadın başbakan
Ayten Kılıçarslan
Almanya yaşlanıyor
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Betül Parlar
Hey du...
Sebahattin Çelebi
Başlıksız bir yazı...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
M. Ali Aladağ
Almanya Seçimlerini Nasıl Okursunuz?
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Üzeyir Lokman Çaycı
Siyah Çelişkiler
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç